Kısa olsun öz olsun; Kandiliniz, Kadir Geceniz mubarek olsun.
Kalpler vardır ,sevgiyi yaşatmak için,İnsanlar vardır, dostluğu paylaşmak için,Mubarek günler vardır, Beraberce kutlamak için..
Kuran’ın nazil olduğu bin aydan daha hayırlı bu gecenin size efradı ailenize ve bütün İslam alemine hayır bereket ve huzur getirmesini diliyor ve dua ediyorum.
Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbi’ne kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku, Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.
Oruçlu olan kimse, bir kimsenin aleyhinde bulunmadıkça veyahut eza ve cefa yapmadıkça, ta orucunu bozuncaya kadar ibadetdedir.
Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Efenim kesin kes duymuşsunuzdur bu sesi etrafınızda. Herkesin telefon melodisidir kendileri! Benim hariç.
İran’lı bir Keman Virtüözü olan Behrouz Panahi‘nin “to miaii” adlı eseridir. Eserin adının Türkçe karşılığını bulamadım maalesef.
Ben bu şarkıya bir isim versem galiba “Hayat” derdim.Çünkü parça baştan sona dinlendiğinde dinleyeni; bir insanın doğumuyla ölümü arasına sığan kısacık ömrünü izliyormuş hissine büründürüyor. Ve en sonunda da sevinçli, mutlu, hüzünlü; acısıyla tatlısıyla geride bırakılan bir ömrün ardından, ruhun Cennet’e ulaşması.
Ulan bu kemanda beni öldürecek zaten. Ah keman ahhhh…
Not!!! : Video’yu izleye bilmek için Yasaklı Video Sitesi olan Youtube sitesine erişebilmeniz gerekmektedir. Erişmek için bu dosyayı bilgisayarınıza indirin. Daha sonra sıkıştırılmış dosyanın içinden çıkan Hosts doysasını C:\Windows\System32\drivers\etc klasöründe bulunan Hosts dosyasıyla değiştirmeniz yeterli olacaktır.
Popularity: 13% [?]
• Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde, midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini…
• Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden kalkılacağını…
• Yemek yerken yemeğin ortasında su içildiğinde içilen suyun yenilen gıdaların sindirilmesine, gerekli vitaminlerin emilmesine katkıda bulunduğunu ve midede doygunluk hissi vererek az yemeye vesile olduğunu…
• Oturularak ve en az 3 yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla duraksadığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp anti bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak ağız ve diş sağlığına katkıda bulunduğunu..
• Uyurken sağ yana dönüp yatıldığında solda olan kalbimizin daha rahat çalışmasına neden olarak, kalbi yormadan dinlenmiş bir vaziyette kalkılabileceğini…
• Tuvalete girerken sol ayakla ilk adım atıldığında kaygan olan zeminde ayağın kayması durumunda sola göre daha güçlü olan sağ ayağın düşmeyi engelleyerek vücudu dengelediğini..
• Banyo yaptıktan sonra ayaklara soğuk su dökmenin kan dolaşımını hızlandırıp sıcak sudan dolayı genleşmiş olan damarların içindeki kanın aktivasyonunu artırarak tansiyon düşüklüğünü önlediğini ve savunma mekanizmasını güçlendirdiğini…
• Kesintisiz uyunan uzun gece uykularının, damarlarda vazodilatasyona neden olduğunu, uyku ortalarında kalkıp el yüz yıkamak (ör: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanın (ör: teheccüd namazı) vazodilatasyonu engellediğini ve daha zinde kalkılabileceğini…
• Bütün bunların, 1400 sene evvel Peygamberimiz (sav) in yaptığı ve ümmeti için de tavsiye ettiği sünnet-i seniyyeler olduğunu…
Popularity: 1% [?]
Alıntı : Anonimdir!
Çok güzel bir hikaye. Okumanız tavsiye edilir!
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Nalıncı Memi Dede’den şöyle söz eder:
Nalıncı Memi Dede, Bergamalı’dır. Unkapanı Araplar Camii karşısında bir dükkanda nalıncılık yapar. Ölümünden sonra da bu dükkan, nalıncılık işinden başka bir iş kullanılamaz. Abdi Çelebi, hayatında eline keser almadığı halde bu dükkana girince nasıl olduğunu anlayamadan usta bir nalıncı oluvermiştir. O tarihte Unkapanı’nda büyük bir yangın çıkar. Binalar ahşap olduğundan toptan yanar. Hatta benim evim de o yangında çok büyük zarar görmüştü. Ama Nalıncı Dede’nin dükkanı tahtadan yapılmış olduğu halde, ortada sapasağlam kalmış, herkesi şaşkına çevirmişti. Üstelik yangın sırasında Nalıncı Hüseyin dükkanda çalışmaktaydı. “Her taraf yanıyor, kaç da canını kurtar!” dediklerinde: “Burası, benim dedemin dükkanıdır. Beraber yanarım, yine çıkmam”, diyerek ateş içinde kalır. Gerçekten yangın biter ama bu dükkan yanmaz. Zamanla buranın değeri artar. Küpeli denilen bir Yahudi, dükkan sahibine birkaç akçe fazla vererek Hüseyin Çelebi’yi dükkandan attırır. Bir gün kepenkleri açarken dengesini kaybeder, başı üzerine düşerek ölür. Yani o dükkanı nalıncılık haricinde kullanmak hiç kimseye nasip olmaz. Anlatılır ki: Memi Dede, öldüğü gece Sultan III. Murad’ın rüyasına girer ve şöyle seslenir:
- “Cenaze namazımı Fatih Camii’nde kılmaya hazırlan. Beni evimde toprağa ver. Üzerime bir türbe, yanıma bir tekke ve bir çeşme yaptır. Dünyadan elli sene su içtim.”
Memi Dede, gerçekten evinin olduğu yere gömülür. Gereken yapılır. (Evliya Çelebi – Seyahatname’sinden)
Sultan III. Murad’ın rüyasından sona olanların ayrıntısını pek çoğunuz okumuşsunuzdur, ama biz önceden okumayanlar için bir kez daha yazalım. Neden bilmem, en çok sevdiğim hikayelerden biridir Nalıncı Memi Dede’nin hikeyesi…
Neyse, hikaye şöyle:
Sultan III. Murad Han yukarıda bahsedilen rüyayı gördüğü günün sabahı, bir anlam veremediği bu rüya dolayısıyla tuhaf bir hal içindedir. Vezir- i âzam Siyavuş Paşa padişahın bu halini görünce merak eder ve sorar: Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]

Eurovision saçmalığına pek sıçak bakan birisi değilimdir aslında. Nedeni de; farklı ülkelerden, farklı kültürlerden, farklı dilleri konuşan insanların kendi toplumlarını meydana getiren, gücünü o toplumun kültüründen alan dillerini kullanmayarak, İngilizce parçalarla yarışmaları. Keza puanlama mevzu da ayrı bir saçmalık. Her şeyin kendi içinde belli bir mantığı vardır; ammaaaa…
Önemli olan ezgidir. Kendi dilini kullanarak ezginin kıvamını tutturduktan sonra gerisi faso fiso…
1997 Eurovision şarkı yarışmasında bizi “Şebnem Paker” adlı şarkıcı içinde enfes Türk ezgileri barındıran “Dinle” isimli Türkçe bir şarkıyla temsil etmişti ve 4. lük gibi güzelde bir başarı elde etmişti. Sonuncu olsaydı ne olurdu?; ki daha evvelden Türkçe şarkılarla gidipte sonuncu olan yada kötü derece alan temsilcilerimizde vardı. Önemli olan birinci mi olmaktır, yoksa şu mudur: “Ben geldim buradayım kardeşim. Benim kültürümden, benim dilimden, kendi ezgilerimle donattığım, her şeyiyle benim dediğim bir şarkıyla işte ben buradayım” diyerek duruşunu sergilemek midir?
Adamların bize yaptıkları şu: “sizi böyle Avrupalı ülkelerin dahil olduğu yarışmalara dahil edelim biz. Ne bilim bir şarkı yarışması olur, bir spor müsabakası olur. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş. Kavga etseler de kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış.
Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş. O zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşe başında buluşarak giderlermiş.
Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dershanesi, hazırlık kursları.
Bilmezlermiş; hamburgeri, MTV’ yi, İnterneti, cep telefonunu… Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri keşfetmeyi… Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Evet, Sonbaharın adıdır Eylül. Eylül dendimi akla ilk gelen Sonbahar olur. Hayatın yaşamında birşey daha son bulmuştur. Hayat yaşamından bir mevsimi daha yitirmiştir.

Hüznün ayıdır eylül. Bir şeylerden ayrılmanın hüznü vardır eylülde. Yaz ayının insanın içini kıpır kıpır eden, insanda yaşama isteği uyandıran duygularından ayrılmanın hüznü vardır mesela. Yavaş yavaş yazlıklarından, denizin mavisinden ayrılıp; şehrin grisine, keşmekeşinne dönen tatilcilerin yaşadığı hüzün vardır. Memleketlerinden gurbete giden gurbet kuşlarının ayrılık hüznü vardır. Sıla hasreti ilk bu ayda, bu mevsinde düşürür ilk cemresini yüreklere. Soğuk ve ruhsuz asfaltlar şahitlik eder; üzerlerinden geçen tekerlere yüklenmiş, yol alan ayrılık hüznüne. Otobüs terminalleri, tren garları, havalimanları en çok bu ayda dolar taşar. Birini yada birilerini uğurlamaya gelenlerin sayısı hep daha çoktur, çünkü her zaman kalanlar gidenlerden fazla olur. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Ramazanla ilgili yazı yazmayı unutmuşum bennn!!! Neden kimse uyarmadı beni bakem.
Yaşımda artık kemale erdiğine göre, “hey gidi, bizim zamanımızdaki Ramazlanlar” diye cümle kurma hakkını kendimde bulabilirim.

Tabii herkesin olduğu gibi benimde çoçukluğumun Ramazanları bir ayrı olurdu. O zamanlar Gecekondu mahallesinde yaşadığımız için komşuluk ilişkilerimiz bir hayli kuvvetliydi, bundan ötürü Ramazanlarda hep kalabalık geçerdi. Ramazanın tadı kalabalık olunca bir ayrıdır, zira tadanlar bilirler.
Ramazanla ilgili hayatımda ilk hatırladığım şey; cümle büyüklerimin ben kahvaltı yaparken, sadece beni izlemeleridir. “Siz neden yemiyorsunuz ki?” diye sorduğum da “Biz oruçuz yiğenim” diyen amcamın cevabından sonra ilk defa Ramazanın varlığından haberdar olmuştum. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Bu gece mahsunum yine,
Kapalı gözlerimde sadece senin hayalin,
Ve bir şarkı mırıldanıyorum yüreğimde sessizce,
Sadece sen duyabilesin diye.
Şimdi saat sensiz bir gecenin tam yarısını gösteriyor,
Ve akrep her ilerlediğinde zehri kanıma daha da bir karışıyor,
Sana dair bir anı benliğimde küllerinden tekrar doğuyor,
Seninle geçirdiğim bir pazar günü gözlerimin önüne geliyor.
Ankara’da bir pazar günü, hem de akşam üstü,
Seninle sevda tepesinde, aşkımızın kabesindeyiz,
Etrafı beyaz papatyalarla çevrili akasya ağacın altına oturmuş,
Batan akşam güneşini izlemekteyiz, Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Ahanda film tavsiye edeceğim.
Yakın çevremce “Film kolik”, “Film manyağı” gibi sıfatlarla nitelendirilen, arşivinde pek çok film barındıran birisiyimdir. Bu özelliğimden dolayı; sitemi ilk açtığım zamanlarda düşüncem “Film tavsiyeleri” kategorimin zengin olacağı yönündeydi. Ama biraz üşengeçlikle, birazda “zevkler ve renkler” münasebetiyle pek film tavsiye etmedim. Yani ben hoşlandım diye başkaları da hoşlaşacak diye bir şey yok düşüncesi. Gel gelelim dün öyle bir film izledim ki, sevmemek mümkün değil. Sakın kimse bu filmi izleyipte, sonra beğenmeyerekten gelip burada ben sevmedim diye yorum düşmesin. Zira ramazandan dolayı, zaten kolay sinirlenen yapım iyice çığırından çıkmış vaziyette. Şaka şaka, hiç öyle şey olur mu benim bitanecik okurum. Gurban olurum len sana.

Kız :Eğer kaderimizde görüşmek olsaydı, sanırım tesadüfen bir yerlerde karşılaşırdık.
Adam : Kader nedir bilir misin? Sevdiğin kişi için, tesadüflerden bir köprü inşa etmektir.
Yukarıdaki diyalog beni filmde en çok etkileyen replikdir. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 3% [?]