ferop - Part 3

29 Eylül 2009

Gözbebeği

Gözbebeği: İnsanlarda yuvarlak, havyanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın  miktarına göre değişir.

Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakınında görmek istemez.

Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka “gözbebeğim!” diye hitap edilir.

NOT : Elif  Şafak’ın Mahrem adlı romanının arka kapak yazısıdır!

kar      k+renkli Gözbebeği

Popularity: 1% [?]


29 Eylül 2009

Yokluğunun Varlığı!

Konuşsam diyorum bazen, haykırsam içimdekileri fersah fersah öteye; bilirim ki tesiri yok. Yada diyorum sus artık, aman ha sakın konuşma; gönül razı değil.

Boşluğu doldurmak kolaydır. Peki ya yokluğu? Yokluğu nasıl doldurabilir ki insan!

Ah bir yokluğunun varlığından sıyrılabilsem. Çıkabilsem bu Cendere’den… Olmuyor…

Rüzgar, çocukluğumun türkülerini kulağıma fısıldıyan ey güzel rüzgar, beni senden koruyacak kadar yürekli bir anam vardı, şimdi o da yok. İşte şimdi çırıl çıplak, sipersiz, yalnız, kocaman bir adam olarak karşındayım.

“Dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgar tayin edermiş!” ya; aylardan eylül, mevsimlerden sonbahar hicranın açtığı yarayla koptum dalımdan.

Akıbetimi sonlandırmadan, miyadımı doldurmadan, kuru bir yaprak misali beni oradan oraya savurmadan; git ve şu gönlümdeki çehrenin kulağına usulca fısılda: “Bir rüzgarla savrulmayı, solmayı göze alarak  dalından kopan bir yapraktı o; bir an bile olsa seninle yan yana olabilmek uğruna zamansız koptu dalından o, be güzel kelebek…”

Kozasından çıkmaya ürken; saf, masum, ürkek kelebek…

papatya kelebek 55 Yokluğunun Varlığı!

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır

Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere varan vardır

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır

Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir…

Fuzuli

Popularity: 1% [?]


28 Eylül 2009

Can Yücel – Tersten Yaşamak

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir..
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı ?
Cami’de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde, herkes karsınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyorve tüm haklar helal edilmiş vaziyette. Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev….

Altmışlı yaslara kadar hersek garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk Meraklısı için yazının devamı.. »

Popularity: 1% [?]


26 Eylül 2009

Topkapı Sarayı – Harem Bölümü (!)

Tarihi, dolayısıyla da geçmişi; geçmişte yaşanları bilmeyi severim. Geçmişi bu güne taşıyan olayları, nesneleri gözlemlemeyi, onları idrak etmeye çalışırım fırsat buldukça.

Özellikle Osmanlı kültürünü tanımaya, tarihini öğrenmeye çalışırım. Osmanlı kültürünün gözlemlene bilineceği en güzel yerlerden birisi de kuşkusuz Osmanlı izlerinin hala tazeliğini koruduğu Topkapı Sarayıdır. Daha önceden Topkapı Sarayını bir kaç kere gezmiştim; ama sarayın tabir-i caizse en muazzam bölümü olan Harem bölümünü hiç gezmemiştim.

topkapi palace Topkapı Sarayı   Harem Bölümü (!)

Bugün arkadaşlarımla birlikte Harem kısmını gezmek için Topkapı Sarayına gittik. Ülkemizde, Kültür ve Turizm Bakanlığı – Müzeler ve Ören Yerleri Müdürlüğü’nün, müzelerin daha sık ziyaret edilebilmesi için “Müze Kartı” adlı bir uygulama bulunuyor. Türkiye’de bulanan tüm müze ve benzeri yerleri bir sene boyunca bedava gezmek için; belli başlı müzelerden bir defaya mahsus 10 TL. verilerek “Müze Kartı” alınabiliyor.

Maalesef Topkapı Sarayında şöyle saçma bir uygula var; ki bu yazıyı yazmamdaki asıl sebep de budur.  Topkapı Sarayında “Müze Kartı” geçerli; yani kartınızı göstererek müzeye girebiliyorsunuz. Biz de kartlarımızla giriş yaptıktan sonra Harem Kısmına doğru yol aldık.

Harem Kısmına geldiğimizde birde gördük ki Harem Kısmının önünde bir Gişe daha var. Haremi gezebilmek için ne “Müze Kartı”  ne de girişte 20 TL. vererek aldığınız biletiniz geçerli oluyor. Haremi gezebilmek için o gişeden tekrar 15 TL. vererek yeni bir bilet almanız gerekiyor. Bu yazıyı yazma nedenim işte bu. Kalkıyorsun bir sürü yol tepiyorsun, gidiyorsun kendi kültüründen bir mirası görebilmek için, önüne çıkan engele bak. Orda durdum ve izledim kimlerin bilet alıp içeri girdiğini. Benim gözlemlediğim süre zarfında bir tane bile Türk girmedi, giremedi!

Bu kurumun böyle bir uygulama için illa ki geçerli bir nedeni vardır. Diyeceksiniz ki; oranın bakımı var, restorasyonu  var, çalışanların ücretleri vs. derken tabii ki oranın kendi ödeneği dışında da ek bir gelirinin olması gerekir.  Bu ülkede bu işlerin usulünce yürütülmesi için kurulmuş bir bakanlığı ve  o bakanlığa ayrılmışta bir ödenek var. O değirmenin (Ödeneğin) suyu da zaten oraya gelen Türk milletidir. O milletin yediğinden, içtiğinden gelen vergilerdir. Peki bu böyleyse, neden hala bu milletin insanı kapısına geldiğinde, parayı veren düdüğü çalar mantığıyla yaklaşıyorlar insana?

Bu meseleye bu kadar takmamın nedeni maddiyat değildir; ki beni bilenler  bilir. Buradaki asıl mesele : ben kendi kültürümden bir mirası göremezken, o mirası görmenin hiç bir anlam ifade etmeyeceği bir milletten insanın görmesidir. Daha da acısı; zaten kültür erozyonuna uğramış, acilen kültürel olarak bilinçlendirilmesi gereken bir  nesle sahip ülkede, bu şekilde önüne maddi engeller konularak bu neslin kültürel olarak bilinçlendirilmesine köstek olunmasıdır.

Popularity: 2% [?]


24 Eylül 2009

Mavi Şehir – İstanbul

An itibariyle İstanbul’da, odamda yatağıma uzanmış yazıyorum bu yazıyı.

mavi sehir Mavi Şehir   İstanbul

Acısıyla tatlısıyla, gezmesiyle tozmasıyla, İzmiriyle, Ankarasıyla, stajıyla, ramazanıyla, bayramıyla bir yaz tatilini daha geride bıraktım. Yeni bir öğretim yılı için, yeni bir İstanbul yılı için Mavi Şehir İstanbul’a dönmüş bulunmaktayım.

Hatırlıyorum da, Ankara’ya gitmeden bir kaç ay öncesinde nice hayellerim, umutlarım vardı yaz tatili içim. Bir kere Ankara’da, sevenime sevdiğime kavuşaçaktım.  Meğer o hiç orda değilmiş, gitmeden anladım…

Yılmak yok! Aldığım nefesi hak etmek için, heybesine kimsesiz umutlarımı yüklediğim geleceğim, hakkıyla seni yaşamak için: Merhaba İstanbul, yine ben geldim. Sen benden büyük olabilirsin; ama ben de senden ufak değilim…

Popularity: 1% [?]


21 Eylül 2009

Eylül Akşamları

Orhan Veli der ya “Beni bu güzel havalar mahvetti” diye;  beni de bu eylül akşamları.

Eylül Akşamı” diye çok güzel bir şarkı vardır. Bunu paylaşmak istiyorum. Buyrun dinleyin, hüzünlenin…

Meraklısı için yazının devamı.. »

Popularity: 1% [?]


20 Eylül 2009

Bayram Gelmiş Neyime!

Neşeli bir Bayram yazısı yazma hevesiyle oturduğum şu klavyenin başında kara kara düşünmekteyim; Bayramla ilgili neşeli neler yazabilirim diye. Ben – bu gece – yarın ki bayram için – ne yazabilirim ki…

Heyhat ah o çocukluk bayramları. Derler ya “Bayram, çocuğa bayramdır.”  diye. Öyledir de. Bayram heyecanı, bayram çoşkusu çocuklukta kalmış anılardır. Harçıkları alır almaz solğu bakkalda almalar, şeker toplamalar, el öpmeler…

Allah’a şükür bu yaşıma kadar çok güzel bayramlar geçirmişliğim vardır. Ama bugün, yazının başlığında da yazdığım gibi “Bayram gelmiş neyime!” Güzel türküdür, hele ki sözleri vurur insanın çiğerine çiğerine, böyle güzel bir günde dinlemek pek yerinde değildir; ama ben en azından kendim için buraya da koyuyorum.

Hayırlı Bayramlar Cancazlarım. :)

Popularity: 1% [?]


19 Eylül 2009

Pilobolus (Video)

İnsanoğlu hertürlü kalıba girmeye müsait gerçekten. :D

Popularity: 1% [?]


17 Eylül 2009

Temel Londra’da

Temel Londra’da otelin birinin odasında kara kara düşünüyor.karadenizli temel Temel Londrada

“Yahu” diyor “Ben aşağıda içki isterken Karadenizli olduğum anlaşılır mı acaba?”

Geçiyor aynanın karşısına ve prova yapıyor.

“Bana bir fiski… Yok böyle anlarlar. Bana bir raki. Yok yok…” diyor “Böyle de anlarlar.”

En sonunda buluyor ve “Bana bir bira… Tamam” diyor “Böyle iyi. Anlamazlar.” Ve aşağıya iniyor bara dirseklerini dayıyor ve sesleniyor:

“Barmen bana bir bira.” Barmen Temeli biraz süzdükten sonra soruyor:

“Birader sen Karadenizli misin?” Temel:

“Uuuy, nasıl anladın?” diyor hayretle.

“Çünkü burası resepsiyon, bar karşıda.” :D

Popularity: 1% [?]


16 Eylül 2009

Ben vardım, Ben yokmuşum!

Ben vardım, Ben vardı!scared1 Ben vardım, Ben yokmuşum!

Varlığımı gözlerinde yaşattım. Vardığımda gözlerindeydim.

Ben bir vardım, Ben bir yoktum!

Bir cıgara içimlik yollarda saatlerçe yolunu gözledim. Sen bir geldin, bir gelmedin.

Ben vardım, Ben yokmuşum!

Ve sen kimsesiz umutlarımın emanetçisi sen var ya sen neden bana “varsın” dedin…

Popularity: 1% [?]


Page 3 of 131234510...Last »
Positions by Seo-Watcher