ferop - Part 2

23 Ekim 2009

Yusuf’u Zindana Attıran Zeliha

Anlatırlar ki; Zeliha, Yusuf‘u zindana attırdığı vakit onun ayrılığıyla ardından yanıp yakılmaya başlamış. Hem kendisinden ayırmış, hem hasretini çeker olmuş. Bu yüzden zaman zaman zindanı ziyarete gider, “Hükümlüm kaçmış olmasın!” diye kontrol eder, ama içten hasret giderirmiş. Eğer Yusuf’u uyurken bulursa hücresinin önünda bekler, seyreder, uyanık bulursa azarlar, böylece yüzüne bakarmış. Nihayet bir keresinde sesini de çok özlediğini fark etmiş ve bir köle çağırıp, “Hemen şimdi, Yusuf’u yere yık, adanakıllı kamçıla! Öyle vur ki ta uzaktan ah ettiğini duyayım.” demiş. Köle emre itaate niyetlendiyse de Yusuf’un güzel yüzünü görünce kıyamamış. Hücrede bir post var imiş, onu yere sermiş ve başlamış vuramaya. Kölenin her kamçısında Yusuf mahsustan feryad etmekte, çığlık atmaktaymış. Zeliha ise bağırmaya devamda:

“Daha hızlı vur, adamakıllı vur!”

Nihayet köle Yusuf’a yalvarmış:

“A güneş yüzlü, Zeliha gelir de sırtında kamçı izi göremezse şüphesiz beni öldürür. Omzunu aç, dişini sık, bir kerecik olsun kamçıya dayan!”

Yusuf elbisesini sıyırmış. Köle öyle bir vuruşla vurmuş ki Yusuf yere kapaklanmış. Zeliha, bu sefer Yusuf’un ah edişini duyar duymaz bağırmış:

“Yeteeer!..”

Kıssadan hisse….

Popularity: 1% [?]


21 Ekim 2009

SEVGİYE ON KALA ÖLÜME BEŞ…

Ya zamanından çok erken gelirim
Dünyaya geldiğim gibi
Ya zamanından çok geç
Seni bu yaşta sevdiğim gibi.

Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya herşey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamış.

Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken sevgiye geç
Yine gecikmişim bağışla sevgilim
Sevgiye on kala ölüme beş.

AZİZ NESİN

Popularity: 1% [?]


18 Ekim 2009

YEMEKTEYİZ ÖĞRENCİ EVİ – Bölüm 1 / “PART 2″

Geçtiğimiz günlerin popüler yarışma programlarından birisi olan “Yemekteyiz”in bir kısım Üniversite öğrencisi tarafından çekilen, tavatir ve oldukça komik çalışmaları “Yemekteyiz – Öğrenci Evi“nin 2.bölümü…

Facebook üzerinden izlemek için buradan

Popularity: 6% [?]


17 Ekim 2009

Dervişin Hikayesi

Her görenin aşık olduğu, uğrunda aklını kaybettiği bir kız vardı. Yanağı kafur gibi bembeyaz, saçları misk gibi simsiyah. Şeker, onun dudağının lezzetini bilseydi, erir yok olurdu. Bu dilber bahçelerde gezinirken oralardan bir derviş geçti. Bir ekmekçinin acıyıp verdiği yarım somunu tutuyordu elinde. O ay yüzlüyü görünce ekmeği elinden düşürüverdi. Kız bu hale gülüp geçmişti ama o gülüş, dervişin bedenindeki yarım canıı da yere çaldı. O andan itibaren ne gecesi, ne gündüzü kaldı dervişin. Tam yedi yıl yanıp yıkıldı, ağlayıp inledi. Kızın mahallesinden hiç ayrılmadı, evinin çevresinde dönüp durdu. Yoksulun bu hali kızın akrabalarını rahatsız etti ve bir gece sessizce ortadan kaldırmayı düşündüler. O dilber biraz insaflıydı, gizlice yoksul dervişi çağırıp “Git buralardan,” dedi, “elde edemeyeceğin bir şey için kapımda bekleme. Canına kast edecekler, durma kaç.”  O zaman derviş ağladı ve ilk kez içini döktü kıza:

“Bencileyin bin aşıkın canı senin cemaline feda olsun. Ben canımı seni ilk gördüğüm an kaybetmiştim, şimdi bir can için seni terk eder miyim sanıyorsun? Yanlız meraktayım, madem bana hiç acımayacaktın, neden o zaman gülmüştün!”

“Ah ahmak derviş,” dedi kız, “a hünersiz zavallı, sen hiç kendine bakıyor musun, gülünecek bir suratın var, insan sana bakınca elbette gülesi geliyor.”

“Aşk,” diye karşılık verdi derviş, “aşk, sevilen için bir hiç ise de, seven için heptir. Eğer, ey güzel, sana gücenme gücüm olsaydı, bu duyduklarım için gücenirdim. Amma bunun için aşkımdan geçecek değilim!”

Derviş yedi gece daha oralarda dolandı, sonra onu hiç kimsecikler bir daha görmedi…

İskender Pala’nın Katre-i Matem adlı romanından bir hikaye…

Popularity: 1% [?]


17 Ekim 2009

YEMEKTEYİZ ÖĞRENCİ EVİ – Bölüm 1 / “PART 1″

Geçtiğimiz günlerin popüler yarışma programlarından birisi olan “Yemekteyiz”in bir kısım Üniversite öğrencisi tarafından çekilen, tavatir ve oldukça komik çalışmaları “Yemekteyiz – Öğrenci Evi“nin 1.bölümü…

Facebook üzerinden izlemek için buradan

Popularity: 2% [?]


13 Ekim 2009

Aşk-ı Rezalet – Bedirhan Gökçe

iki nokta Aşk ı Rezalet   Bedirhan Gökçe

Şimdiye kadar siteme-bloguma yazdığım yazıları hep geçmişte okuduklarımdan beslenerek yazıyormuşum galiba. Okumaya doyduğum zaman da yazma ihtiyaçı hissetmeye başlamıştım ve bu blogu açmıştım. Şimdi tekrar açıktım ve yazı yazasımın gelmediği şu günlerde; bu boşluğu doldurmak için bol bol okunmaya değer gördüğüm şeyleri okumaya çalışıyorum. Lakin burayı da güncel tutmak adına hoşuma giden yazıları, şiirleri, videoları vs. paylaşmaya devam edeceğim.

Bu günlerde oldukça popüler bir dizi olan “Aşk-ı Memnu” hakkında Bedirhan Gökçe’nin Habertürk sitesindeki bir yazısını sizinle paylaşmak istiyorum. Okumanızı tavsiye ederim; çünkü çok güzel noktalara değinilmiş yazıda….

Amerikan filmlerini izlediğinizde mutlaka bir sabah kahvaltısı sahnesine şahit olursunuz…
Ama nasıl keyifli bir sahne öyle…
Anne erkenden kalkmış, çocukları kahvaltı masasına oturtmuş, önünde mutfak önlüğü ile bir yandan ocağın üstündeki artık taşmaya başlayan su ısıtıcısına koşturur bir yandan da dönüp çocuklara “geç kalıyorsunuz” diyerek küçük olanın uykusuz nazlı haliyle ilgilenir, “kardeşine yardım et” diye seslenir ötekine…

Bu arada baba da yeni uyanmış ve pür neşe her önüne gelene takılmaktadır, hemen küçüğün kahvaltısıyla, ortancanın nazıyla, ergenlik çağındakinin de  kaprisiyle ilgilenir.
En tatlı haliyle takılır anneye, anne de bir cilve yapar ve alelacele küçüğün eline yiyeceğini tutuşturup çantasını sırtına verdiği gibi artık gelmiş olan okul servisine doğru koştururlar hep birlikte…

Sonra anneyle baba bir harpten çıkmışcasına yığıldıkları masada kahvelerini içerken ergenlik çağındakinin sorunlarını konuşurlar ve öğretmeniyle konuşmanın doğru olacağına karar vererek baba işe, anne de öğleden sonra kiliseye uğrayıp ardından okula gitmeye karar verir. Ayrılırlar neşe içinde, sevinçle…

Bu sahne, birçoğunuzun gözünde sanırım canlanmıştır ve irdelerseniz bunun nasıl bir bilinçaltını doldurmak olduğunu görürsünüz…

Amerikalılar’da aile kavramı önemlidir özellikle Yahudilerde. Bu sebeple verilmek istenen kısaca şudur…

Madde 1: evli olanlar mutludur
Madde 2: evli ve çocuklu olanlar daha mutludur
Madde 3: hayatın kolaylaşmasında öğretmen ve kilise önemlidir…

Dünyanın dört bir tarafında ilgiyle izlenen amerikan filimleri dünyaya, hem amerikan alt kültürünü hem de kendi halkına, “böyle olursanız mutlu olursunuz”un bilincini yerleştirir.

Şimdi bizdeki dizileri bir gözünüzün önüne getirin ve  Aşk-ı Memnu adlı diziye dikkat edin… Meraklısı için yazının devamı.. »

Popularity: 1% [?]


06 Ekim 2009

Bağlanmayacaksın – Can Yücel

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

Popularity: 1% [?]


05 Ekim 2009

Senede Bir Gün (1971)

80′lerin ortasında doğup;  80′li yılların “Bebeği”  olan, 90′ları doyasıya yaşayıp; 90′lı yılların “Çocuğu” olan, 2000′lerde sudan çıkmış balık misali aval aval değişen dünyayı izleyip; 2000′li yılların “Adamı” olan birisi olarak pek çok konuda son şanslı nesle dahil olduğum inancındayım.

Eski Yeşilçam filmlerini severek, beğenerek ve hissederek izlemek de buna dahildir. Günümüzde komedi programlarında dalga geçilerek anılan,  başrollerinde genellikle “Kartal Tibet’in, Cüneyt Arkın’ın, Ediz Hun’un, Hülya Koçyiğit’in, Filiz Akın’ın, Türkan Şoray’ın…” oynadığı, çoğunlukla halen saf ve masum kalabilmiş insani duyguların  konu olarak işlendiği,  olması gereken olanakların olanaksızlığıyla; yönetmeninden çaycısına o projede bulanan pek çok insanın bir şeylerden feragat etmesiyle ve büyük emekler sarf edilmesiyle meydana getirilen o güzelim Yeşilçam filmlerinden birisini tanıtacağım.

Başrollerinde Kartal Tibet ve Hülya Koçyiğit’in oynadığı, 1971 yapımı bu Yeşilçam eseri; Rumeli’nin Bulgar istilasına uğradığı günlerde birbirlerini deli gibi seven iki gencin sevda öyküsünü konu ediyor.

Senede_Bir_Gun1971) Meraklısı için yazının devamı.. »

Popularity: 2% [?]


03 Ekim 2009

KAPAMA GÖZLERİNİ

Çocukken geceleri yıldızlara bakardım…Başımı gökyüzüne kaldırır heyecanla yıldızları sayardım; kaçında aşk vardı, kaçından böyle görünürdü gökyüzü, kaçında denizler bu kadar güzel ve kaçında aşk maviydi…

Mavi%20g%C3%B6zl%C3%BC%20bebek FQz KAPAMA GÖZLERİNİ

Yıllar sonra senin gözlerinde gördüm yıldızları… Gözlerinde o çocukluk heyecanımı yaşadım yeniden. Mavi denizleri, mavi gökyüzünü, mavi aşkı gördüm Belki de onun için sen gözlerini kapattığında sönüyor yıldızlarım…

Gözlerinden bir yol çizdim kendime, yıldızlara tutunarak ulaştım aşka… Aşk maviydi; gözlerinde aşka bulandım… Şimdi belki de bu yüzden; gözlerini kapadığında yolumu kaybedişim…

Şiirler okurdum gökyüzüne bakarak; nefesimden cam buğulanırdı… Adımı yazardım o şiirli buğuya, yanında bir boşluk bırakarak… Sonra yanına eklenecek mavi aşkımı hayal ederdim saatlerce… Şöyle olmalı, böyle bakmalı, böyle konuşmalı…

Şimdilerde gözlerine bakarak şiirler okuyorum içimden, sen duymuyorsun… Gözlerinin buğusuna adımı yazıyorum, yanına da mavi aşkımı; yani seni… Kapasan gözlerini, buğusu silinecek, adım silinecek gözlerinden, aşk silinecek…

Bir şiir okuyorum soğuk cama yaslanıp;

“Yokluğun cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum kapama gözlerini”
diye biten…

Şimdi gözlerini kaparsan; gözlerindeki yıldızlar sönecek…
Şimdi gözlerini kaparsan; maviler çok üşüyecek…

Popularity: 2% [?]


02 Ekim 2009

.. NEY NEVÂ EYLER …

Untitled 33 .. NEY NEVÂ EYLER ...Çorapçızade’nin ünlü Uşşak şarkısının güftesi bu sözlerle başlar: “Ney neva eyler…” Neyin vasfı, özelliği bu: Neva eylemek. Neva kelimesinin bir çok anlamının yanında bir anlamı da figân, feryat. Çorapçızade’nin şarkısında da bu anlamda kullanılıyor. Her sazın kendine has özellikleri vardır. Kendine göre bir rengi, bir tınısının yanında bazı sazlar bazı duyguları dile getirmede daha yetkindir. İşte klasik musikimizin yegane nefesli sazı olan neye de yakışan, onun figanı, feryadı, ayrılıkları dile getirmede yetkin oluşu. Nitekim Çorapçızade’nin şarkısının güftesi “…keman inler, tef döver sinesin” şeklinde devam eder. Demek ki kemana yakışan da inlemek. Keza ney sazı işrete uygun bir saz değildir. O nedenle işrete meraklı çevrelerde pek rağbet görmez. Hz. Mevlana’nın Mesnevi Şerif’e neyle başlaması da rastlantı değildir. Ney dini duyguların terennümüne uygun bir sazdır  sonuç olarak. Bu, neyle diğer duygular ifade edilemez demek değildir. Sonuç olarak ney bir müzik aletidir. Her tür müziği icra edebilirsiniz onunla. Ama ney en çok dini duyguların terennümünde kendini gösterir ve etkenliğini kanıtlar.

Bir sazla onu icra eden sazende arasında nasıl bir bağlantı vardır? Her insan her sazı aynı performans ve istekle çalabilir mi? Ya da saz seçiminde kişinin ruhsal yapısı bir rol oynamaz mı? Bizim tespitimiz şudur ki ney öğrenmeye gelen müptedilerin büyük çoğunluğu neyi sadece bir saz olarak görmemekte, o sazı öğrenirken ağırlıklı olarak onun temsil ettiği düşünceye, manaya ilgi duymaktadırlar. Meraklısı için yazının devamı.. »

Popularity: 1% [?]


Page 2 of 131234510...Last »
Positions by Seo-Watcher