Günlerden bir gün, ülkelerin birinde bir çocuk, sokakta yürürken; zayıf, üstü başı perişan haldeki bir çocuğu görünce:
“Tanrım, neden bu çocuğa yardım etmek için bir şey yapmıyorsun?” demiş.
Çocuğun bu serzeneşine Tanrı’nın cevabı ise:
“Yaptım. Seni yarattım!”
Haiti’de meydana gelen deprem sonucu, her türlü yardıma muhtaç durumda olan Haiti’li kardeşlerimiz için “Tüm operatörlerden 2868′e boş bir kısa mesaj yollayarak, TÜRK KIZILAY‘ı aracılığıyla 5 TL yardımda bulunabilirsiniz!”
Duyarlı olmanız dileğiyle…
Saygımız Vardır
Bir karınca yuvasını kaybetse;
O gece yatamam, kaygımız vardır.
Bir yaprak dalından sararıp düşse;
Ezilir yüreğim, duygumuz vardır.
Ha kutuplarda bir eskimo genci,
Ha Afrikada garip bir zenci,
Farketmez ne dili ne rengi,
Madem ki insandır, saygımız vardır.
İnsanı insandan ayırmam ki,
Bu bizden diyerek kayıramam ki,
Sanmayın sesimi duyuramam ki,
İnsanız, insana saygımız vardır!
şiir: Selahattin Sarıkaya
Popularity: 1% [?]
Bu yazı alıntıdır ve ,kendimle bağdaştıramasam da, sitenin güncelliğini korumak için yayınlanmıştır!
Yokluğunun dayanılmaz olduğunu bin kere söyledim sana, anlamıyorsun. Oyun mu oynuyorsun yoksa başka hesapların mı var, neden gelmiyorsun? Bu mudur aşk, sevgilim? Varlığınla sevgiliyi yokluğa mahkum etmek midir aşk? Hesapların mı var yoksa, neyin peşindesin söylesene bana?
Bunca yıldan sonra, yaşanan tüm aşkların bıraktığı tortuyu sildiğini sanıyordum. Öyleyse niye bu kadar ağır yüreğim, niye taşıyamıyorum? Her gidenin yaptığı gibi sen de sana ait bir yara mı bırakacaksın yüreğimde? Ben aşkı mutlu kılmanın yollarını arıyorum. Ama sen… Uzak kaldıkça bana yavaş yavaş yok oluyorum, bitiyorum görmüyor musun?
Bazen, “Çek git” diyorum kendime, “Senin kadar sevmiyor işte, anla…” Ama değil, seviyorsun, gözlerin anlatıyor bunu. Sesin titriyor beni gördüğünde, ellerin terliyor. Paylaştığımız her şeyi sen de benim kadar güçlü duyumsuyorsun. Peki ne tutuyor seni söylesene? Bu aşkın büyüsüne kaptırmak için kendini ne bekliyorsun?
Aşkta akışa bırakmalı insan kendini. Her şeyi kontrol etmek aşkı yaşanmaz kılar. Bilmeyeceksin yarın ne olacağını. Sevgilinin kapına hangi sürprizlerle geleceğini bilmeyeceksin. “Acaba yarın neler yaşayacağız?” diye bir gün önceden merak edeceksin. Heyecan basacak bedenini, her an her şeye hazırlık olacaksın. Böyle yaşanmalı aşk, sürüklemeli ikimizi de. Başka duygularla karıştırma aşkı. Her duygunu kontrol altında tutabilirsin ama aşkı değil. Aşk olmuyor o zaman işte, yaşadığın başka bir şeye dönüşüyor. Adına ne dersen de; ama, aşkla en ufak benzer yanı yoktur o duygunun.
Öldürme aşkı sevgilim, ben gelecekten söz etmiyorum sana, “Bugün” diyorum, yarın, öbür gün olacaklarla bağlamıyorum aşkımı. Ya dorukta yaşamalısın aşkı, ya hiç bulaşmamaksın. Şimdi bir kezz daha dinle yüreğinin sesini ve söyle bana, aşk bu kadar yakınındayken, bu kadar içindeyken neden itiyorsun onu? Kendini inandır önce, sonra çık yola. Coşkuyu da, mutluluğu da aşkta bulacaksın. Bir de bana bak, yüzüme… Ölümden öte sevmenin ne demek olduğunu anlayacaksın…
Popularity: 1% [?]
Şimdiye kadar siteme-bloguma yazdığım yazıları hep geçmişte okuduklarımdan beslenerek yazıyormuşum galiba. Okumaya doyduğum zaman da yazma ihtiyaçı hissetmeye başlamıştım ve bu blogu açmıştım. Şimdi tekrar açıktım ve yazı yazasımın gelmediği şu günlerde; bu boşluğu doldurmak için bol bol okunmaya değer gördüğüm şeyleri okumaya çalışıyorum. Lakin burayı da güncel tutmak adına hoşuma giden yazıları, şiirleri, videoları vs. paylaşmaya devam edeceğim.
Bu günlerde oldukça popüler bir dizi olan “Aşk-ı Memnu” hakkında Bedirhan Gökçe’nin Habertürk sitesindeki bir yazısını sizinle paylaşmak istiyorum. Okumanızı tavsiye ederim; çünkü çok güzel noktalara değinilmiş yazıda….
Amerikan filmlerini izlediğinizde mutlaka bir sabah kahvaltısı sahnesine şahit olursunuz…
Ama nasıl keyifli bir sahne öyle…
Anne erkenden kalkmış, çocukları kahvaltı masasına oturtmuş, önünde mutfak önlüğü ile bir yandan ocağın üstündeki artık taşmaya başlayan su ısıtıcısına koşturur bir yandan da dönüp çocuklara “geç kalıyorsunuz” diyerek küçük olanın uykusuz nazlı haliyle ilgilenir, “kardeşine yardım et” diye seslenir ötekine…
Bu arada baba da yeni uyanmış ve pür neşe her önüne gelene takılmaktadır, hemen küçüğün kahvaltısıyla, ortancanın nazıyla, ergenlik çağındakinin de kaprisiyle ilgilenir.
En tatlı haliyle takılır anneye, anne de bir cilve yapar ve alelacele küçüğün eline yiyeceğini tutuşturup çantasını sırtına verdiği gibi artık gelmiş olan okul servisine doğru koştururlar hep birlikte…
Sonra anneyle baba bir harpten çıkmışcasına yığıldıkları masada kahvelerini içerken ergenlik çağındakinin sorunlarını konuşurlar ve öğretmeniyle konuşmanın doğru olacağına karar vererek baba işe, anne de öğleden sonra kiliseye uğrayıp ardından okula gitmeye karar verir. Ayrılırlar neşe içinde, sevinçle…
Bu sahne, birçoğunuzun gözünde sanırım canlanmıştır ve irdelerseniz bunun nasıl bir bilinçaltını doldurmak olduğunu görürsünüz…
Amerikalılar’da aile kavramı önemlidir özellikle Yahudilerde. Bu sebeple verilmek istenen kısaca şudur…
Madde 1: evli olanlar mutludur
Madde 2: evli ve çocuklu olanlar daha mutludur
Madde 3: hayatın kolaylaşmasında öğretmen ve kilise önemlidir…
Dünyanın dört bir tarafında ilgiyle izlenen amerikan filimleri dünyaya, hem amerikan alt kültürünü hem de kendi halkına, “böyle olursanız mutlu olursunuz”un bilincini yerleştirir.
Şimdi bizdeki dizileri bir gözünüzün önüne getirin ve Aşk-ı Memnu adlı diziye dikkat edin… Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Çorapçızade’nin ünlü Uşşak şarkısının güftesi bu sözlerle başlar: “Ney neva eyler…” Neyin vasfı, özelliği bu: Neva eylemek. Neva kelimesinin bir çok anlamının yanında bir anlamı da figân, feryat. Çorapçızade’nin şarkısında da bu anlamda kullanılıyor. Her sazın kendine has özellikleri vardır. Kendine göre bir rengi, bir tınısının yanında bazı sazlar bazı duyguları dile getirmede daha yetkindir. İşte klasik musikimizin yegane nefesli sazı olan neye de yakışan, onun figanı, feryadı, ayrılıkları dile getirmede yetkin oluşu. Nitekim Çorapçızade’nin şarkısının güftesi “…keman inler, tef döver sinesin” şeklinde devam eder. Demek ki kemana yakışan da inlemek. Keza ney sazı işrete uygun bir saz değildir. O nedenle işrete meraklı çevrelerde pek rağbet görmez. Hz. Mevlana’nın Mesnevi Şerif’e neyle başlaması da rastlantı değildir. Ney dini duyguların terennümüne uygun bir sazdır sonuç olarak. Bu, neyle diğer duygular ifade edilemez demek değildir. Sonuç olarak ney bir müzik aletidir. Her tür müziği icra edebilirsiniz onunla. Ama ney en çok dini duyguların terennümünde kendini gösterir ve etkenliğini kanıtlar.
Bir sazla onu icra eden sazende arasında nasıl bir bağlantı vardır? Her insan her sazı aynı performans ve istekle çalabilir mi? Ya da saz seçiminde kişinin ruhsal yapısı bir rol oynamaz mı? Bizim tespitimiz şudur ki ney öğrenmeye gelen müptedilerin büyük çoğunluğu neyi sadece bir saz olarak görmemekte, o sazı öğrenirken ağırlıklı olarak onun temsil ettiği düşünceye, manaya ilgi duymaktadırlar. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Gözbebeği: İnsanlarda yuvarlak, havyanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir.
Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakınında görmek istemez.
Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka “gözbebeğim!” diye hitap edilir.
NOT : Elif Şafak’ın Mahrem adlı romanının arka kapak yazısıdır!

Popularity: 1% [?]
Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir..
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı ?
Cami’de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde, herkes karsınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyorve tüm haklar helal edilmiş vaziyette. Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev….
Altmışlı yaslara kadar hersek garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Tarihi, dolayısıyla da geçmişi; geçmişte yaşanları bilmeyi severim. Geçmişi bu güne taşıyan olayları, nesneleri gözlemlemeyi, onları idrak etmeye çalışırım fırsat buldukça.
Özellikle Osmanlı kültürünü tanımaya, tarihini öğrenmeye çalışırım. Osmanlı kültürünün gözlemlene bilineceği en güzel yerlerden birisi de kuşkusuz Osmanlı izlerinin hala tazeliğini koruduğu Topkapı Sarayıdır. Daha önceden Topkapı Sarayını bir kaç kere gezmiştim; ama sarayın tabir-i caizse en muazzam bölümü olan Harem bölümünü hiç gezmemiştim.

Bugün arkadaşlarımla birlikte Harem kısmını gezmek için Topkapı Sarayına gittik. Ülkemizde, Kültür ve Turizm Bakanlığı – Müzeler ve Ören Yerleri Müdürlüğü’nün, müzelerin daha sık ziyaret edilebilmesi için “Müze Kartı” adlı bir uygulama bulunuyor. Türkiye’de bulanan tüm müze ve benzeri yerleri bir sene boyunca bedava gezmek için; belli başlı müzelerden bir defaya mahsus 10 TL. verilerek “Müze Kartı” alınabiliyor.
Maalesef Topkapı Sarayında şöyle saçma bir uygula var; ki bu yazıyı yazmamdaki asıl sebep de budur. Topkapı Sarayında “Müze Kartı” geçerli; yani kartınızı göstererek müzeye girebiliyorsunuz. Biz de kartlarımızla giriş yaptıktan sonra Harem Kısmına doğru yol aldık.
Harem Kısmına geldiğimizde birde gördük ki Harem Kısmının önünde bir Gişe daha var. Haremi gezebilmek için ne “Müze Kartı” ne de girişte 20 TL. vererek aldığınız biletiniz geçerli oluyor. Haremi gezebilmek için o gişeden tekrar 15 TL. vererek yeni bir bilet almanız gerekiyor. Bu yazıyı yazma nedenim işte bu. Kalkıyorsun bir sürü yol tepiyorsun, gidiyorsun kendi kültüründen bir mirası görebilmek için, önüne çıkan engele bak. Orda durdum ve izledim kimlerin bilet alıp içeri girdiğini. Benim gözlemlediğim süre zarfında bir tane bile Türk girmedi, giremedi!
Bu kurumun böyle bir uygulama için illa ki geçerli bir nedeni vardır. Diyeceksiniz ki; oranın bakımı var, restorasyonu var, çalışanların ücretleri vs. derken tabii ki oranın kendi ödeneği dışında da ek bir gelirinin olması gerekir. Bu ülkede bu işlerin usulünce yürütülmesi için kurulmuş bir bakanlığı ve o bakanlığa ayrılmışta bir ödenek var. O değirmenin (Ödeneğin) suyu da zaten oraya gelen Türk milletidir. O milletin yediğinden, içtiğinden gelen vergilerdir. Peki bu böyleyse, neden hala bu milletin insanı kapısına geldiğinde, parayı veren düdüğü çalar mantığıyla yaklaşıyorlar insana?
Bu meseleye bu kadar takmamın nedeni maddiyat değildir; ki beni bilenler bilir. Buradaki asıl mesele : ben kendi kültürümden bir mirası göremezken, o mirası görmenin hiç bir anlam ifade etmeyeceği bir milletten insanın görmesidir. Daha da acısı; zaten kültür erozyonuna uğramış, acilen kültürel olarak bilinçlendirilmesi gereken bir nesle sahip ülkede, bu şekilde önüne maddi engeller konularak bu neslin kültürel olarak bilinçlendirilmesine köstek olunmasıdır.
Popularity: 2% [?]
Neşeli bir Bayram yazısı yazma hevesiyle oturduğum şu klavyenin başında kara kara düşünmekteyim; Bayramla ilgili neşeli neler yazabilirim diye. Ben – bu gece – yarın ki bayram için – ne yazabilirim ki…
Heyhat ah o çocukluk bayramları. Derler ya “Bayram, çocuğa bayramdır.” diye. Öyledir de. Bayram heyecanı, bayram çoşkusu çocuklukta kalmış anılardır. Harçıkları alır almaz solğu bakkalda almalar, şeker toplamalar, el öpmeler…
Allah’a şükür bu yaşıma kadar çok güzel bayramlar geçirmişliğim vardır. Ama bugün, yazının başlığında da yazdığım gibi “Bayram gelmiş neyime!” Güzel türküdür, hele ki sözleri vurur insanın çiğerine çiğerine, böyle güzel bir günde dinlemek pek yerinde değildir; ama ben en azından kendim için buraya da koyuyorum.
Hayırlı Bayramlar Cancazlarım.
Popularity: 1% [?]
Kısa olsun öz olsun; Kandiliniz, Kadir Geceniz mubarek olsun.
Kalpler vardır ,sevgiyi yaşatmak için,İnsanlar vardır, dostluğu paylaşmak için,Mubarek günler vardır, Beraberce kutlamak için..
Kuran’ın nazil olduğu bin aydan daha hayırlı bu gecenin size efradı ailenize ve bütün İslam alemine hayır bereket ve huzur getirmesini diliyor ve dua ediyorum.
Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbi’ne kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku, Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.
Oruçlu olan kimse, bir kimsenin aleyhinde bulunmadıkça veyahut eza ve cefa yapmadıkça, ta orucunu bozuncaya kadar ibadetdedir.
Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Efenim kesin kes duymuşsunuzdur bu sesi etrafınızda. Herkesin telefon melodisidir kendileri! Benim hariç.
İran’lı bir Keman Virtüözü olan Behrouz Panahi‘nin “to miaii” adlı eseridir. Eserin adının Türkçe karşılığını bulamadım maalesef.
Ben bu şarkıya bir isim versem galiba “Hayat” derdim.Çünkü parça baştan sona dinlendiğinde dinleyeni; bir insanın doğumuyla ölümü arasına sığan kısacık ömrünü izliyormuş hissine büründürüyor. Ve en sonunda da sevinçli, mutlu, hüzünlü; acısıyla tatlısıyla geride bırakılan bir ömrün ardından, ruhun Cennet’e ulaşması.
Ulan bu kemanda beni öldürecek zaten. Ah keman ahhhh…
Not!!! : Video’yu izleye bilmek için Yasaklı Video Sitesi olan Youtube sitesine erişebilmeniz gerekmektedir. Erişmek için bu dosyayı bilgisayarınıza indirin. Daha sonra sıkıştırılmış dosyanın içinden çıkan Hosts doysasını C:\Windows\System32\drivers\etc klasöründe bulunan Hosts dosyasıyla değiştirmeniz yeterli olacaktır.
Popularity: 13% [?]