Uzunca bir aradan sonra “Hayatıma dair” bir yazı yazarak neler yapmaktayım, blogumu bilgilendireyim.
Bu sene İstanbul’daki yaşantımın 4. senesine girmiş bulunuyorum ve yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte üniversitede 3. sınıf mertebesine yükselme şerefine nail oldum. Öyle ki Vize haftası geldi ve ilerleyen günlerde hummalı bir ders çalışma temposu içine gireceğim. Hayıflanmayacağım, zira çoğu öğrencinin aksine sınav haftalarını severim; çünkü öğrenci olduğumu hissettiğim yegane zamanlardır sınav haftaları benim için. Gerçi bu sene, öğrencilik hayatım boyunca istikrarlı bir şekilde derslere devam etmeme, not tutmama, sınav zamanları dışanda ders çalımaşmama gibi yeteneklerimi(!) körelterek kendi çapımda bir devrim yaptım ve düzenli olarak derslere girdim, not tuttum…
Derslerim konusunda belli bir istikrarı yakalamak için çabalamamın nedeni okuldaki derslerde daha da başarılı olmak istemem değil aslında. Belli bir devam ve çalışma düzeni istememin nedeni; resmi olarak KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı) için hazırlanmaya başlamam. Sınava daha iki sene var ama ben eşşeğimi sağlam kazığa bağlamak adına şimdiden çalışmaya başladım ve bir dershaneye yazıldım. Öğrtmen olacam ben!
Hayatımdaki bir diğer atraksiyonda Üniversitenin Halk Oyunları ekibinde bu sene de yer almaya niyetlenmem. Hoplayarak zıplayarak stres atıp, deşarj olacağım inşallah orda da.
Bir de iç bakıma verim kendimi. İçimi içimden arındırıyorum…
Popularity: 1% [?]
Çocukken geceleri yıldızlara bakardım…Başımı gökyüzüne kaldırır heyecanla yıldızları sayardım; kaçında aşk vardı, kaçından böyle görünürdü gökyüzü, kaçında denizler bu kadar güzel ve kaçında aşk maviydi…

Yıllar sonra senin gözlerinde gördüm yıldızları… Gözlerinde o çocukluk heyecanımı yaşadım yeniden. Mavi denizleri, mavi gökyüzünü, mavi aşkı gördüm… Belki de onun için sen gözlerini kapattığında sönüyor yıldızlarım…
Gözlerinden bir yol çizdim kendime, yıldızlara tutunarak ulaştım aşka… Aşk maviydi; gözlerinde aşka bulandım… Şimdi belki de bu yüzden; gözlerini kapadığında yolumu kaybedişim…
Şiirler okurdum gökyüzüne bakarak; nefesimden cam buğulanırdı… Adımı yazardım o şiirli buğuya, yanında bir boşluk bırakarak… Sonra yanına eklenecek mavi aşkımı hayal ederdim saatlerce… Şöyle olmalı, böyle bakmalı, böyle konuşmalı…
Şimdilerde gözlerine bakarak şiirler okuyorum içimden, sen duymuyorsun… Gözlerinin buğusuna adımı yazıyorum, yanına da mavi aşkımı; yani seni… Kapasan gözlerini, buğusu silinecek, adım silinecek gözlerinden, aşk silinecek…
Bir şiir okuyorum soğuk cama yaslanıp;
“Yokluğun cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum kapama gözlerini” diye biten…
Şimdi gözlerini kaparsan; gözlerindeki yıldızlar sönecek…
Şimdi gözlerini kaparsan; maviler çok üşüyecek…
Popularity: 2% [?]
Konuşsam diyorum bazen, haykırsam içimdekileri fersah fersah öteye; bilirim ki tesiri yok. Yada diyorum sus artık, aman ha sakın konuşma; gönül razı değil.
Boşluğu doldurmak kolaydır. Peki ya yokluğu? Yokluğu nasıl doldurabilir ki insan!
Ah bir yokluğunun varlığından sıyrılabilsem. Çıkabilsem bu Cendere’den… Olmuyor…
Rüzgar, çocukluğumun türkülerini kulağıma fısıldıyan ey güzel rüzgar, beni senden koruyacak kadar yürekli bir anam vardı, şimdi o da yok. İşte şimdi çırıl çıplak, sipersiz, yalnız, kocaman bir adam olarak karşındayım.
“Dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgar tayin edermiş!” ya; aylardan eylül, mevsimlerden sonbahar hicranın açtığı yarayla koptum dalımdan.
Akıbetimi sonlandırmadan, miyadımı doldurmadan, kuru bir yaprak misali beni oradan oraya savurmadan; git ve şu gönlümdeki çehrenin kulağına usulca fısılda: “Bir rüzgarla savrulmayı, solmayı göze alarak dalından kopan bir yapraktı o; bir an bile olsa seninle yan yana olabilmek uğruna zamansız koptu dalından o, be güzel kelebek…”
Kozasından çıkmaya ürken; saf, masum, ürkek kelebek…

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır
Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere varan vardır
Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir
Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir…
Fuzuli
Popularity: 1% [?]
An itibariyle İstanbul’da, odamda yatağıma uzanmış yazıyorum bu yazıyı.
Acısıyla tatlısıyla, gezmesiyle tozmasıyla, İzmiriyle, Ankarasıyla, stajıyla, ramazanıyla, bayramıyla bir yaz tatilini daha geride bıraktım. Yeni bir öğretim yılı için, yeni bir İstanbul yılı için Mavi Şehir İstanbul’a dönmüş bulunmaktayım.
Hatırlıyorum da, Ankara’ya gitmeden bir kaç ay öncesinde nice hayellerim, umutlarım vardı yaz tatili içim. Bir kere Ankara’da, sevenime sevdiğime kavuşaçaktım. Meğer o hiç orda değilmiş, gitmeden anladım…
Yılmak yok! Aldığım nefesi hak etmek için, heybesine kimsesiz umutlarımı yüklediğim geleceğim, hakkıyla seni yaşamak için: Merhaba İstanbul, yine ben geldim. Sen benden büyük olabilirsin; ama ben de senden ufak değilim…
Popularity: 1% [?]
Varlığımı gözlerinde yaşattım. Vardığımda gözlerindeydim.
Ben bir vardım, Ben bir yoktum!
Bir cıgara içimlik yollarda saatlerçe yolunu gözledim. Sen bir geldin, bir gelmedin.
Ben vardım, Ben yokmuşum!
Ve sen kimsesiz umutlarımın emanetçisi sen var ya sen neden bana “varsın” dedin…
Popularity: 1% [?]
Ramazanla ilgili yazı yazmayı unutmuşum bennn!!! Neden kimse uyarmadı beni bakem.
Yaşımda artık kemale erdiğine göre, “hey gidi, bizim zamanımızdaki Ramazlanlar” diye cümle kurma hakkını kendimde bulabilirim.

Tabii herkesin olduğu gibi benimde çoçukluğumun Ramazanları bir ayrı olurdu. O zamanlar Gecekondu mahallesinde yaşadığımız için komşuluk ilişkilerimiz bir hayli kuvvetliydi, bundan ötürü Ramazanlarda hep kalabalık geçerdi. Ramazanın tadı kalabalık olunca bir ayrıdır, zira tadanlar bilirler.
Ramazanla ilgili hayatımda ilk hatırladığım şey; cümle büyüklerimin ben kahvaltı yaparken, sadece beni izlemeleridir. “Siz neden yemiyorsunuz ki?” diye sorduğum da “Biz oruçuz yiğenim” diyen amcamın cevabından sonra ilk defa Ramazanın varlığından haberdar olmuştum. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]

Bedensel olarak beni pek yormayan; fakat ruhsal olarak bi hayli yorucu, yıpratıcı bir yılı geri bıraktım diye bilirim artık. Bu cümlenin peşinden gelmesi gereken kelime tabii ki “TATİL” olmalıydı ve öyle de oldu. Tatile çıkıyorum. Şimdi aklıma geldi; zaten okulların kapanmasıyla tatile girmiştim ben. Tuhaf, tatildeyken tatile çıkıyorum demek ki.
Ankara’lı olmamdan dolayı ve Melih gökçeğin Ankara’ya hala deniz getirmemesinden dolayı (!) İzmir’de arkadaşlarımla 1 hafta tatil yapacağız.
Hak verirsiniz ki Ankara’lıların denize karşı bir, nasıl desem; “Ankara’da deniz bile yok, yaşanmaz orda” diyen zibidilerden dolayı bir “Denizden nefret etme!” durumu vardır. Aynı zamanada Ankara’da denizin olmamasından ötürü de “Denize özlem” , galiba birazda “Deniz Özentiliği” durumu söz konusu. Şahsen ben Ankara’yı denizsiz sevenlerdenim. Kaldı ki İstanbul’da okuduğum için Deniz Özlemimi giderebiliyorum.
Benim için deniz demek ; içine girip yüzüle bilen bir sıvı demek değil. Çok iyi yüzme de bilmem zaten. Anadolu tabiriyle; denize girer, tumar ve çıkarım. Sahilde oturup dalgaların sesi eşliğinde güneşin batışını izlemek yetiyor bana.
Şimdi çıkmam lazım! Dönünce detaylı bir tatil yazısı yazarım artık. Hadi bakalım bana iyi tatiller.
Hayatı ıskalama lüksü olmayanlar için de Nazım Hİkmet’in güzel bir yazısı! Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Enes39 cancazımın “Converse” ile ilgili şu yazısını okuyunca, bu markayla ilgili ilginç bir anım aklıma geldi.

Yıllardan 2002′di. Üniversite hayatımın ilk ayağı olan Meslek Yüksek Okulunda 1. sınıftım. Burs olarak öğrenim kredisi alıyordum. İlk bursumu aldıktan sonra, kolay para ya yemeside kolay oluyor
, şöyle fiyakalı bir spor ayakkabı almak için ayakkabıcılar çarşısına gittim. Kırmızılı beyazlı, afilli güzel bir spor ayakkabı dikkatimi çekti ; ama asıl dikkatimi çeken ayakkabı üzerindeki amblemdi. Ayı ve yıldızı andırıyordu. Kırmızı zeminin üstüne beyaz ay ve yıldız. Alacağım ayakkabıyı karar verdim de, kaç para ki dedim. O zamanın parasıyla 80 TL’idi. Ben hayatımda o zaman kadar hiç ayakkabıya o kadar para vermemişim, ama ayakkabıda çok hoşuma gitmiş, satmışım anasını dedim, bursdan gelen para nasılsa.
Birde markasıda hiç bilmediğim duymadığım bir marka. Markalarla aram hiç iyi olmamıştır zati oldum olası
Velhasıl-ı, pazarlıkla 60 TL’ye aldım ayakkabıyı. Ben ayakkabıyı alırken orda bir kaç bayan müşteri daha vardı ve benim aldığım marka ayakkabıya bakıyorlardı. Çıkışta onlara sordum: ” Bu kanvars iyi marka mıdır apla?” diye. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 2% [?]
İnsanın bu günü gerçekten dününde mi belli olurmuş? Kaç sene evvel sanki yaşıyormuş gibi dinlediğim bir şarkı ve yine sanki yaşamışım gibi yazdığım bir şiir. Şu anda ne anlam mı ifade ediyorlar bana, kim bilir…
Deli Mavi
Öyle deli mavi bakma bana
Yüreğimi sarsan fırtınalar koparma,
Kalbinin ücra köşelerine savurma,
Kör zindanlarda senden yoksun bırakma.
Gözlerindeki denizde boğma beni
Girdabına katıpta ,çekme derinliklerine,
Hırçın dalgalarınla dövme bedenimi,
Ne olursun öyle deli mavi bakma bana.
İstersen çekte vur hançeri kalbime,
İster deli eyle beni,
İstersen de divane,
Ama yeter ki öyle deli mavi bakma bana.
Ben sen de sürgünsem,
Sen ben de hüküm sürmektesin,
Gönlümün tahtında oturuyor olsan bile,
Öyle deli mavi bakma bana.
07.03.2006 12.42 Ferhat ŞİŞGİNOĞLU
Popularity: 1% [?]
Efenim, gurbetten (İstanbul) sılaya (Ankara) dönmüş bulunuyorum. Gezmekten vakit bulupta şu ana kadar siteme bir şeyler girememiştim. Vira Bismillah…
Haftaya başlayacağım yaz stajı öncesi, boş bulunduğum şu günleri göllümce değerlendirmek adına yaptığım planlarımı gerçekleştirmek için birkaç gün uzak kaldım internetten. Bu süre zarfında ne yaptığımı anlatmak isterim. Bakalım kaçınız bu yazacaklarımı okuma sabrını gösterecek.
Çarşamba günü: Gece saat 1 sularında yanıma iki hala oğlumu da katarak, çocukluğumdan beri gezmekten keyif aldığım, eski adıyla Bayındır Barajı, yeni adıyla Mavi Göl olan baraja yürümeye gittik. Muazzam güzellikte bir yer haline getirmişler bizim eski barajı. Yeni adına, Mavi Göl, yaraşır bir yer yapmışlar, yapanlar varolsunlar. Benim ısrarımla, hemen göle sıfır, tek bir kaydıraklı, arkasında cam ağaçları olan tuhaf bir park aradık, gizi bende saklıdır, ama bulamadık.
Ankara – Mavi Göl Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 2% [?]