“Nefes, enfes bir film!” sloganıyla başlamak istiyorum yazıma…
“Açılım, Eve dönüş, Şehitlerimiz…” gibi konuların gündemde olduğu, milletçe milliyetçi duygularımızın ayyuka çıktığı şu günlerde; duygularımızı körükleyici, terör konusunda bizleri daha da bilinçlendirici enfes bir film “Nefes: Vatan Sağolsun”
Gazetelerin 3. sayfalarında okuduğumuz veya haberlerde sadece 45 saniye yer verilen Şehit haberliriyle şait olmuşuzdur çoğumuz; yerle yeksan olmuş, yıkılmış şehit annelerinin, babalarının, eşlerinin, çocuklarının feryatlarına; biz yataklarımızda rahat uyuyalım diye; uyumayan, kendi hayatlarında bile feragat edebilme cesaretine sahip 20.000 şehitimizin ardında bıraktıkları yürek yangınlarına. 3. tekil şahıs olarak biz onların yüreklerindeki acıyı hissedebilen olmuşuzdur; ama hiç bir zaman gerçekte o acıyı çeken olmamışızdır.

İşte bu filmi izlerken bu acının içene öyle bir giriyorsunuz ki; birden filmde oğlunuzu, babanızı, kardeşinizi, ağabeyinizi, arkadaşanızı, sevdiğinizi: 1993 yılında Güneydoğu’da Irak sınırına yakın bir ilçedeki komando tugayında bulunan ve 2365 metre yükseklikteki Karabal Tepesi’ndeki röle istasyonunu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı komutasındaki 40 askerden birisi olarak buluyorsunuz.
Buz gibi sulardan geçtiler, tepelere tırmanıp, yamaçlardan indiler… Güneşte kavruldular, iki gün iki gece… Ellerinde tüfekleri… Sırtlarında evleri… Yüreklerinde sevdikleriyle…
Sınır nedir, neresidir bilmezdi çoğu… Emir almadıkları, emir de vermedikleri bir hayattan, her şeyi emirle yaptıkları bir hayata geçtiklerinde sınırları da gördüler…
Mevzilerde beklediler… Korudukları telsizden analarıyla, babalarıyla, sevgilileriyle görüşebilmek için telefon sırası beklediler…
Kendilerini neyin beklediğini bilmeden günlerce, aylarca beklediler Karabal Tepe’de…
Popularity: 1% [?]
80′lerin ortasında doğup; 80′li yılların “Bebeği” olan, 90′ları doyasıya yaşayıp; 90′lı yılların “Çocuğu” olan, 2000′lerde sudan çıkmış balık misali aval aval değişen dünyayı izleyip; 2000′li yılların “Adamı” olan birisi olarak pek çok konuda son şanslı nesle dahil olduğum inancındayım.
Eski Yeşilçam filmlerini severek, beğenerek ve hissederek izlemek de buna dahildir. Günümüzde komedi programlarında dalga geçilerek anılan, başrollerinde genellikle “Kartal Tibet’in, Cüneyt Arkın’ın, Ediz Hun’un, Hülya Koçyiğit’in, Filiz Akın’ın, Türkan Şoray’ın…” oynadığı, çoğunlukla halen saf ve masum kalabilmiş insani duyguların konu olarak işlendiği, olması gereken olanakların olanaksızlığıyla; yönetmeninden çaycısına o projede bulanan pek çok insanın bir şeylerden feragat etmesiyle ve büyük emekler sarf edilmesiyle meydana getirilen o güzelim Yeşilçam filmlerinden birisini tanıtacağım.
Başrollerinde Kartal Tibet ve Hülya Koçyiğit’in oynadığı, 1971 yapımı bu Yeşilçam eseri; Rumeli’nin Bulgar istilasına uğradığı günlerde birbirlerini deli gibi seven iki gencin sevda öyküsünü konu ediyor.
Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 2% [?]
Ahanda film tavsiye edeceğim.
Yakın çevremce “Film kolik”, “Film manyağı” gibi sıfatlarla nitelendirilen, arşivinde pek çok film barındıran birisiyimdir. Bu özelliğimden dolayı; sitemi ilk açtığım zamanlarda düşüncem “Film tavsiyeleri” kategorimin zengin olacağı yönündeydi. Ama biraz üşengeçlikle, birazda “zevkler ve renkler” münasebetiyle pek film tavsiye etmedim. Yani ben hoşlandım diye başkaları da hoşlaşacak diye bir şey yok düşüncesi. Gel gelelim dün öyle bir film izledim ki, sevmemek mümkün değil. Sakın kimse bu filmi izleyipte, sonra beğenmeyerekten gelip burada ben sevmedim diye yorum düşmesin. Zira ramazandan dolayı, zaten kolay sinirlenen yapım iyice çığırından çıkmış vaziyette. Şaka şaka, hiç öyle şey olur mu benim bitanecik okurum. Gurban olurum len sana.

Kız :Eğer kaderimizde görüşmek olsaydı, sanırım tesadüfen bir yerlerde karşılaşırdık.
Adam : Kader nedir bilir misin? Sevdiğin kişi için, tesadüflerden bir köprü inşa etmektir.
Yukarıdaki diyalog beni filmde en çok etkileyen replikdir. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 3% [?]
Buz devri 3‘ü izlemiş bulanmaktayım. “Muhteşemdi” diyerek yazının başında yazıyı sonlandırıyorum biliyorum; ama “Muhteşemdi” be.

Üç arkadaş film seansından 1 saat önce bilet almak için gişenin önünde olmamıza rağmen, sadece en öndeki iki sırada yer kaldığını görerek dumura uğradık; zira GNCTRKCLL olmamasından dolayı aşırı yoğunluk olacağını düşünmemiştik. Perdenin hemen önünden, hem de 3D film izlemenin ne kadar akıl karı olduğu fikrinin aklımıza yatması biraz bekledikten sonra aldık biletleri. En olmadı, eğer rahat izleyemezsek koridora bağdaş kurup izleriz dedik
Neyse cancazım, girdik salona, harbiden koftiymiş bizim koltuklar
Öyle ortalarda falanda değil, en köşe üç koltuk. Cidden rezil bir durumdu, gözünüzde daha iyi canlanması için bu şekilde anlatıyorum.
Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 3% [?]
Oyyy oyyy oyyyy Gecenin şu saatinde sevindim he
. Çok sevdiğim bir çizgi dizi vardır ki, on numara Hollwood filmlerine on basar. Adı “Avatar – Last Airbender” dır. Kesinlikle belli bir yaş seviyesine yada cinsiyete hitap etmeyen yani herkese hitap edebilecek niteliklere sahip; sonderece eğlenceli, maceralı, aksiyonlu, aşklı meşkli bir çizgi dizidir. Birde Katara diye birisi varki bu çizgi dizide aşık olmuştum ona. Ah be katara birde çizim olmayaydında gerçek olaydın ya, ne olurdu.
(Bu konuda arkadaşlara baya bir makara malzemeside olmuştum bir ara, kaç kişi binevi bir karikatür olan kıza aşık olurki
) Bu yazıyı yazmamın nedeni; Avatar‘ın sinema filmi haline getirildiği ve ilk franmanın yayınlandığının haberini vermekti bu arada
Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
İhmal ettiğim, gariban kalmış kategorilerimden birisi olan “Film Tavsiyeleri” kategorime artık yeni bir girdi yapmanın zamanıdır diyerek; sıcağı sıcağına izlediğim bir filmi sizlere sunmak istiyorum.
Bugünlerdeki ruh durumum hasebiyle seçmiş olduğum ; hem Romantik hem Fantastik hem de Dram türlerini içinde barındıran “Göl Evi – The Lake House” adlı film. Bu film kesinlikle tavsiyemdir
Popularity: 1% [?]

Naçizane bu film için benim bulduğum slogan: ”Aşkını ölümsüzlüğe hapsetmeye çalışan bir adamın dramı.”
Öyle bir insan düşününki Aşk’ın er yada geç zamanla yitip gideceğini; daha önceki deneyimleriyle öğrenen ve hayatında hiç kimseyi sevmediği kadar sevebileceği birisini bulduğunda bu kişiye olan sevgisinin de zamana yenileceğinden korkan bir adamın, Aşkını ölümsüzleştirmek için tüm duygularını, isteklerini bastırarak Aşk’ı için savaşmasını konu alan bir film.
Popularity: 1% [?]
![]()
Her izleyişimde senaryosuna, oyunculuğuna, aksiyonlarına, kurgusuna, Liv Tyler’ına hayran kaldığım, hiç bitmesin dediğim ve tekrar tekrar izleyebileceğim ender filmlerden biri tartışmasız Yüzüklerin Efendisidir. Maddi güçüm böyle bir filmin devamını çekebilmeme el verecek şekilde olsaydı eğer “bırakın ulen zibidiler ben çekerim.” derdim. Ben burada “derdim” diye hayal kurarken, tam bir Yüzüklerin Efendisi hastası olan Chris Bouch adlı eleman, bir filmin çekimi için ufak sayılabilecek bir mevla olan 3bin dolarla yola çıkarak Hunt For Gollum adlı 40 dakikalık; yüzüklerin efendisi üçlemesindeki olayların başlamasından öncesine dayanan, filmi izleyenlerin bileceği Gollum’un yüzüğü Biblo bagins’ten almak için onun peşine düşmesini ve gelişen olayları konu alan kısa bir film çekmiş. Film ücretsiz sunulduğundan dolayı bende burada paylaşmakta bir sakınca görmüyorum.
Filmin linklerini ve altyazısını burdan bulabilirsiniz…. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Umutsuzluk ölümden bile kötüdür, aşk ise ölümsüzdür…
Attilio başarılı bir edebiyatçıdır ve Roma’daki Yabancılar Üniversitesi’nde dersler vermektedir. Hayranı olduğu şair ve yazarların hayali sesleriyle yaşayan, aşık olduğu kadın rüyalarından asla çıkamayan bu delişmen yazarın son kitabı Kar ve Kaplan yeni yayınlanmıştır.
Bunun da heyecanı ile hayatının aşkı Vittoria’ya bir kez daha evlenme teklif etse de sonuç değişmez. Kendisi gibi bir edebiyatçı olan Vittoria, Attilio ile evlenmeyi aklının ucundan bile geçirmemektedir. Güzel kadının tek amacı, Amerikalılar işgal etmeden önce vatanına dönmek isteyen Iraklı şairin biyografisini tamamlamaktır.
Günün birinde Attilio’nun telefonu çalar… Vittoria biyografiyi tamamlamak üzere şairle beraber Bağdat’a gitmiş ve ilk Amerikan saldırısında başından ağır yaralanmıştır. Aşk ölmek üzeredir… Ancak inatçı Attilio’nun sözlüğünde umutsuzluk kavramına yer yoktur.
Popularity: 1% [?]