Bu yazı alıntıdır ve ,kendimle bağdaştıramasam da, sitenin güncelliğini korumak için yayınlanmıştır!
Yokluğunun dayanılmaz olduğunu bin kere söyledim sana, anlamıyorsun. Oyun mu oynuyorsun yoksa başka hesapların mı var, neden gelmiyorsun? Bu mudur aşk, sevgilim? Varlığınla sevgiliyi yokluğa mahkum etmek midir aşk? Hesapların mı var yoksa, neyin peşindesin söylesene bana?
Bunca yıldan sonra, yaşanan tüm aşkların bıraktığı tortuyu sildiğini sanıyordum. Öyleyse niye bu kadar ağır yüreğim, niye taşıyamıyorum? Her gidenin yaptığı gibi sen de sana ait bir yara mı bırakacaksın yüreğimde? Ben aşkı mutlu kılmanın yollarını arıyorum. Ama sen… Uzak kaldıkça bana yavaş yavaş yok oluyorum, bitiyorum görmüyor musun?
Bazen, “Çek git” diyorum kendime, “Senin kadar sevmiyor işte, anla…” Ama değil, seviyorsun, gözlerin anlatıyor bunu. Sesin titriyor beni gördüğünde, ellerin terliyor. Paylaştığımız her şeyi sen de benim kadar güçlü duyumsuyorsun. Peki ne tutuyor seni söylesene? Bu aşkın büyüsüne kaptırmak için kendini ne bekliyorsun?
Aşkta akışa bırakmalı insan kendini. Her şeyi kontrol etmek aşkı yaşanmaz kılar. Bilmeyeceksin yarın ne olacağını. Sevgilinin kapına hangi sürprizlerle geleceğini bilmeyeceksin. “Acaba yarın neler yaşayacağız?” diye bir gün önceden merak edeceksin. Heyecan basacak bedenini, her an her şeye hazırlık olacaksın. Böyle yaşanmalı aşk, sürüklemeli ikimizi de. Başka duygularla karıştırma aşkı. Her duygunu kontrol altında tutabilirsin ama aşkı değil. Aşk olmuyor o zaman işte, yaşadığın başka bir şeye dönüşüyor. Adına ne dersen de; ama, aşkla en ufak benzer yanı yoktur o duygunun.
Öldürme aşkı sevgilim, ben gelecekten söz etmiyorum sana, “Bugün” diyorum, yarın, öbür gün olacaklarla bağlamıyorum aşkımı. Ya dorukta yaşamalısın aşkı, ya hiç bulaşmamaksın. Şimdi bir kezz daha dinle yüreğinin sesini ve söyle bana, aşk bu kadar yakınındayken, bu kadar içindeyken neden itiyorsun onu? Kendini inandır önce, sonra çık yola. Coşkuyu da, mutluluğu da aşkta bulacaksın. Bir de bana bak, yüzüme… Ölümden öte sevmenin ne demek olduğunu anlayacaksın…
Popularity: 1% [?]
Anlatırlar ki; Zeliha, Yusuf‘u zindana attırdığı vakit onun ayrılığıyla ardından yanıp yakılmaya başlamış. Hem kendisinden ayırmış, hem hasretini çeker olmuş. Bu yüzden zaman zaman zindanı ziyarete gider, “Hükümlüm kaçmış olmasın!” diye kontrol eder, ama içten hasret giderirmiş. Eğer Yusuf’u uyurken bulursa hücresinin önünda bekler, seyreder, uyanık bulursa azarlar, böylece yüzüne bakarmış. Nihayet bir keresinde sesini de çok özlediğini fark etmiş ve bir köle çağırıp, “Hemen şimdi, Yusuf’u yere yık, adanakıllı kamçıla! Öyle vur ki ta uzaktan ah ettiğini duyayım.” demiş. Köle emre itaate niyetlendiyse de Yusuf’un güzel yüzünü görünce kıyamamış. Hücrede bir post var imiş, onu yere sermiş ve başlamış vuramaya. Kölenin her kamçısında Yusuf mahsustan feryad etmekte, çığlık atmaktaymış. Zeliha ise bağırmaya devamda:
“Daha hızlı vur, adamakıllı vur!”
Nihayet köle Yusuf’a yalvarmış:
“A güneş yüzlü, Zeliha gelir de sırtında kamçı izi göremezse şüphesiz beni öldürür. Omzunu aç, dişini sık, bir kerecik olsun kamçıya dayan!”
Yusuf elbisesini sıyırmış. Köle öyle bir vuruşla vurmuş ki Yusuf yere kapaklanmış. Zeliha, bu sefer Yusuf’un ah edişini duyar duymaz bağırmış:
“Yeteeer!..”
Kıssadan hisse….
Popularity: 1% [?]
Her görenin aşık olduğu, uğrunda aklını kaybettiği bir kız vardı. Yanağı kafur gibi bembeyaz, saçları misk gibi simsiyah. Şeker, onun dudağının lezzetini bilseydi, erir yok olurdu. Bu dilber bahçelerde gezinirken oralardan bir derviş geçti. Bir ekmekçinin acıyıp verdiği yarım somunu tutuyordu elinde. O ay yüzlüyü görünce ekmeği elinden düşürüverdi. Kız bu hale gülüp geçmişti ama o gülüş, dervişin bedenindeki yarım canıı da yere çaldı. O andan itibaren ne gecesi, ne gündüzü kaldı dervişin. Tam yedi yıl yanıp yıkıldı, ağlayıp inledi. Kızın mahallesinden hiç ayrılmadı, evinin çevresinde dönüp durdu. Yoksulun bu hali kızın akrabalarını rahatsız etti ve bir gece sessizce ortadan kaldırmayı düşündüler. O dilber biraz insaflıydı, gizlice yoksul dervişi çağırıp “Git buralardan,” dedi, “elde edemeyeceğin bir şey için kapımda bekleme. Canına kast edecekler, durma kaç.” O zaman derviş ağladı ve ilk kez içini döktü kıza:
“Bencileyin bin aşıkın canı senin cemaline feda olsun. Ben canımı seni ilk gördüğüm an kaybetmiştim, şimdi bir can için seni terk eder miyim sanıyorsun? Yanlız meraktayım, madem bana hiç acımayacaktın, neden o zaman gülmüştün!”
“Ah ahmak derviş,” dedi kız, “a hünersiz zavallı, sen hiç kendine bakıyor musun, gülünecek bir suratın var, insan sana bakınca elbette gülesi geliyor.”
“Aşk,” diye karşılık verdi derviş, “aşk, sevilen için bir hiç ise de, seven için heptir. Eğer, ey güzel, sana gücenme gücüm olsaydı, bu duyduklarım için gücenirdim. Amma bunun için aşkımdan geçecek değilim!”
Derviş yedi gece daha oralarda dolandı, sonra onu hiç kimsecikler bir daha görmedi…
İskender Pala’nın Katre-i Matem adlı romanından bir hikaye…
Popularity: 1% [?]
Çocukken geceleri yıldızlara bakardım…Başımı gökyüzüne kaldırır heyecanla yıldızları sayardım; kaçında aşk vardı, kaçından böyle görünürdü gökyüzü, kaçında denizler bu kadar güzel ve kaçında aşk maviydi…

Yıllar sonra senin gözlerinde gördüm yıldızları… Gözlerinde o çocukluk heyecanımı yaşadım yeniden. Mavi denizleri, mavi gökyüzünü, mavi aşkı gördüm… Belki de onun için sen gözlerini kapattığında sönüyor yıldızlarım…
Gözlerinden bir yol çizdim kendime, yıldızlara tutunarak ulaştım aşka… Aşk maviydi; gözlerinde aşka bulandım… Şimdi belki de bu yüzden; gözlerini kapadığında yolumu kaybedişim…
Şiirler okurdum gökyüzüne bakarak; nefesimden cam buğulanırdı… Adımı yazardım o şiirli buğuya, yanında bir boşluk bırakarak… Sonra yanına eklenecek mavi aşkımı hayal ederdim saatlerce… Şöyle olmalı, böyle bakmalı, böyle konuşmalı…
Şimdilerde gözlerine bakarak şiirler okuyorum içimden, sen duymuyorsun… Gözlerinin buğusuna adımı yazıyorum, yanına da mavi aşkımı; yani seni… Kapasan gözlerini, buğusu silinecek, adım silinecek gözlerinden, aşk silinecek…
Bir şiir okuyorum soğuk cama yaslanıp;
“Yokluğun cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum kapama gözlerini” diye biten…
Şimdi gözlerini kaparsan; gözlerindeki yıldızlar sönecek…
Şimdi gözlerini kaparsan; maviler çok üşüyecek…
Popularity: 2% [?]
Ahanda film tavsiye edeceğim.
Yakın çevremce “Film kolik”, “Film manyağı” gibi sıfatlarla nitelendirilen, arşivinde pek çok film barındıran birisiyimdir. Bu özelliğimden dolayı; sitemi ilk açtığım zamanlarda düşüncem “Film tavsiyeleri” kategorimin zengin olacağı yönündeydi. Ama biraz üşengeçlikle, birazda “zevkler ve renkler” münasebetiyle pek film tavsiye etmedim. Yani ben hoşlandım diye başkaları da hoşlaşacak diye bir şey yok düşüncesi. Gel gelelim dün öyle bir film izledim ki, sevmemek mümkün değil. Sakın kimse bu filmi izleyipte, sonra beğenmeyerekten gelip burada ben sevmedim diye yorum düşmesin. Zira ramazandan dolayı, zaten kolay sinirlenen yapım iyice çığırından çıkmış vaziyette. Şaka şaka, hiç öyle şey olur mu benim bitanecik okurum. Gurban olurum len sana.

Kız :Eğer kaderimizde görüşmek olsaydı, sanırım tesadüfen bir yerlerde karşılaşırdık.
Adam : Kader nedir bilir misin? Sevdiğin kişi için, tesadüflerden bir köprü inşa etmektir.
Yukarıdaki diyalog beni filmde en çok etkileyen replikdir. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 3% [?]
Tatilden döneli bir kaç hafta olmasına rağmen, siteye yazı giresim hiç yok bu günlerde nedendir bilmem. Bu yüzden seneler evvel yazdığım bir öyküyü paylaşmaya karar verdim. Seneler önce nedensiz yazdığım şeylerin çoğu nedense bugünüme hitap ediyor hep, ilginçtir. Bakalım kaç kişi okuma sabrını gösterebilecek…
Fotoğraf dükkanındaki sıradan günlerden biriydi.Acele bir işi olduğu için dükkanı çırağa bırakıp dükkandan çıkmak için hızlı adımlarla kapıya yönelmişti genç adam. Nasıl olduysa o anda kapıdan girmek üzere olan genç bir kızı fark etmemişti. Genç kızda elinde tuttuğu notu incelediğinden ikisi de bir birinin farkında değildi ve çok şiddetli olmayan bir biçimde çarpıştılar. Önce genç kız “pardon” dedi ve yere düşen kitaplarını toplamaya başladı.Genç adam da ona yardım etmek için yere eğildiğinde göz göze geldiler.Genç adam gözlerine inanamıyordu çünkü kendi hayalinde çizdiği ama bir türlü tamamlayamadığı ve hep eksik bir noktası kalan kadın portresine bire bir benziyordu bu geç kızın yüzü. Portrenin eksik olan yerlerinin tamamlanmış hali o anda karşısında duruyordu. Her zaman hayatta herkes için tek bir kişinin olduğuna inanıyordu genç adam.
Geceleri uzun uzun yıldızları seyredip bıkmadan, usanmadan gökyüzündeki yıldızının yeryüzüne ineceği zamanı bekliyordu.Genç adam içinden “acaba bu deniz gözlü kız, benim yıldızım olabilir mi?” diye düşünürken genç kız onunla konuşmaya başlamıştı:
- “Pardon, özür dilerim benim hatamdı.”
- “Hayır, aslında benim hatamdı önüme bakmam gerekiyordu, asıl ben özür dilerim sizden. Mesai saati bitmeden bankaya yetişip dükkanın faturalarını yatırmak için acele ediyordum, kusura bakmayın. Siz fotoğraf çektireceksiniz galiba.”
- “Evet.”
- “Bankaya da yetişemem artık. Siz hazırlanma odasına geçin. İstediğiniz özel bir renk var mı, arka fon olarak.”
- “Hayır, yok. Teşekkür ederim.” Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Adam ne içli okumuş kardeşim be şiiri!
Senden Ayrılmak Degilde Ne Zoruma Gidiyor Biliyormsun …
Benden Sonra Lanet oLası eLini Kim tutacak Kim Sevecek Kim Saracak Seni…
Ne Zoruma Gidiyor Biliyormsun ..
Senden Ayrılmak Degilde O öPüp Koklayamadığım Kıyamadıgım Saclarını Kim eLLiyecek ..Benim Zoruma Ne Gidiyor BiLiyormusun..
Senden Ayrılmak DeğiLde .Sana Doya Doya Seni SEviyorum Diyemedim ya. Sana Kim Seviyorum Diyecek Benim Zoruma Bu Gidiyor.. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 5% [?]
Çok güzel bir hikaye demek yanlış olur, çok acıklı bir hikaye!
Genç kız gönlünü bir deniz astsubayına kaptırmış.Sevgililerin en büyük sorunları deniz astsubayının mezun olup genç kıza evlenme teklif etmesiymiş.Okul biter deniz astsubayı Laraburnunda oturan kıza gider.Biraz buruktur.Kız biraz huylanır acaba benden ayrılacakmı diye içinden geçirir.Çocuğun suratı donuktur.
-Ne oldu sevgilim bir şeymi var?
-Sevgilim,mezun oldum ama denizaltına verdiler.Biz denizciler ayda birkaç kez ayrılabiliyoruz bide şimdi denizin altındayız.Benden ayrılmak istersen anlayışla karşılarım.
-Ben seni bırakmam
-Böyle diyeceğini biliyordum der astsubay ve sevgilisine bir kitap ve el feneri verir.
Genç kız:
-Bu kitap ne bu fener niye?
-Bak sevgilim bu kitap mors alfabesi kitabı buda fener.Eğer okumayı öğrenirsen seninle haberleşebiliriz.Her ay 2-3 defa Çanakkale’den su üstünden geçermişiz.
Bunun üzerine genç kız evde bu kitabı çalışıp mors alfabesini ezberler.Hatta günlüğünde bütün harçlığını pillere yatırdığını yazar.Babadan gizli annenin haberi var.
Genç ilk seferinde sevgilisini arar.
-Sevgilim cuma günü saat 23:00′da su üstünden geçeceğiz.Orda ol mesajını bekliyorum der ve kapatır.Sıra çoktur çünkü. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 7% [?]
Bu bir kış yazısıdır ve adresi sen değilsindir!!!
Gökyüzünden gelen her şey bende hayranlık uyandırır. Yağmur, kar, dolu, şimşek, gök gürültüsü… Bu kışı Kar özlemiyle geçirdim diyebilirim. Benim bulunduğun yerin 2 kilometre çevresine kar düşmedi desem yalan olmaz. Gudubetlik bende midir, yoksa Kar’ı kendime mi küstürdüm bilmiyorum. Hatta öyle ki; bizim evden birkaç kilometre ötedeki bir arkadaşım beni arıyor: “ Sonunda muradına erdin. Camdan bak, ne güzel kar yağıyor.” Camdan bakıyorum günlük gülistanlık ortalık. Evet itiraf ediyorum, gudubetlik bende.
Okuldan dolayı İstanbul’da yaşadığım içim, ne zaman Ankara’ya kar yağsa sağ olsun cancağızlarım haber verirler bana “Ankara’ya kar yağıyor.” diye. Birde yağmur var. İstanbul’da yağmur gördük çok şükür; ama doyamadım bir türlü yağmura. Şu son bir ay ben İstanbul’da yağmur özlemiyle kavrulurken, yine özlediğim Ankara’mda gösteriyormuş kendini.
Özlemim Ankara’dır benim, çünkü ne kadar özlediğim şey varsa Ankara’mdadır.
Ankara’mdayım. Ben gelmeden önceki güne kadar yağan yağmurda kesildi ben gelince, iyi mi! Ta ki düne kadar. Gündüz kısa süreliğine de olsa önce dolu yağdı. Sonrada sağanak yağmur. Doyamadım gurban olduğuma. Buna da şükür dedim. Meğerse asıl özlemim geceye saklanmış. Işığı kapatmış odamda film izlerken, birden ortalık aydınlanıverdi. Bir, iki,üç, dört,…., ve on üç dediğimde ortalığı inleten o kudretli sesi duydum. Yaklaşık bir on beş dakika şimşek ve gök gürültüsü eşliğinde Ankara’mı izledim, dinledim. Daha sonra yağmurun o billur gibi sesi de katıldı senfoniye. Ablam ve iki hala kızım gürültüden korktukları için büzüşmüşler bir kenara, onlara kabus olan bu doğa harikası müzikalin bitmesini bekliyorlar. Bense içimde çocuk heyecanı gülüyorum bunlara.
Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]

Edebiyata, şiire, kitap-roman okumaya meraklı birisi olarak Elif Şafak adını pek çok kez duymuşumdur. Önce adından çokça söz ettiren Baba ve Piç romanıyla duymuştum Elif şafak’ın adını, daha sonra ise yoğun olarak Baba ve Piç ile ilgili spekülasyonlar ve Elif Şafak hakkında açılan Anayasın meşhur 301. maddesini kapsayan dava ile ilgili Elif Şafak adı basında ve çevremde karşıma sık sık çıkmaya başlamıştı. Önceleri spekülasyonlardan dolayı önyargılı olarak baktığım bu yazarımıza bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine önyargımı bir kenara bırakarak, yazar hakkında biraz araştırma yaptığımda aslında hiç de bu suçlamaları hak eden bir insan olmadığını anladım ve hakkında çıkan suçlamalarında düştüğünü öğrendiğimde, bu yazarımızı okumama engel olabilecek bir neden olmadığına karar verdim ve Baba ve Piç’i okudum. Bu yazıyı Baba ve Piç hakkında yazmayacağım zira onun hakkında daha sonra yazmayı planlıyorum, siteye gelen giden, takip eden var mı yazıları bakmak lazım
. Elif Şafak kimdir nedir bir bakalım önce : Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 8% [?]