Tarihi, dolayısıyla da geçmişi; geçmişte yaşanları bilmeyi severim. Geçmişi bu güne taşıyan olayları, nesneleri gözlemlemeyi, onları idrak etmeye çalışırım fırsat buldukça.
Özellikle Osmanlı kültürünü tanımaya, tarihini öğrenmeye çalışırım. Osmanlı kültürünün gözlemlene bilineceği en güzel yerlerden birisi de kuşkusuz Osmanlı izlerinin hala tazeliğini koruduğu Topkapı Sarayıdır. Daha önceden Topkapı Sarayını bir kaç kere gezmiştim; ama sarayın tabir-i caizse en muazzam bölümü olan Harem bölümünü hiç gezmemiştim.

Bugün arkadaşlarımla birlikte Harem kısmını gezmek için Topkapı Sarayına gittik. Ülkemizde, Kültür ve Turizm Bakanlığı – Müzeler ve Ören Yerleri Müdürlüğü’nün, müzelerin daha sık ziyaret edilebilmesi için “Müze Kartı” adlı bir uygulama bulunuyor. Türkiye’de bulanan tüm müze ve benzeri yerleri bir sene boyunca bedava gezmek için; belli başlı müzelerden bir defaya mahsus 10 TL. verilerek “Müze Kartı” alınabiliyor.
Maalesef Topkapı Sarayında şöyle saçma bir uygula var; ki bu yazıyı yazmamdaki asıl sebep de budur. Topkapı Sarayında “Müze Kartı” geçerli; yani kartınızı göstererek müzeye girebiliyorsunuz. Biz de kartlarımızla giriş yaptıktan sonra Harem Kısmına doğru yol aldık.
Harem Kısmına geldiğimizde birde gördük ki Harem Kısmının önünde bir Gişe daha var. Haremi gezebilmek için ne “Müze Kartı” ne de girişte 20 TL. vererek aldığınız biletiniz geçerli oluyor. Haremi gezebilmek için o gişeden tekrar 15 TL. vererek yeni bir bilet almanız gerekiyor. Bu yazıyı yazma nedenim işte bu. Kalkıyorsun bir sürü yol tepiyorsun, gidiyorsun kendi kültüründen bir mirası görebilmek için, önüne çıkan engele bak. Orda durdum ve izledim kimlerin bilet alıp içeri girdiğini. Benim gözlemlediğim süre zarfında bir tane bile Türk girmedi, giremedi!
Bu kurumun böyle bir uygulama için illa ki geçerli bir nedeni vardır. Diyeceksiniz ki; oranın bakımı var, restorasyonu var, çalışanların ücretleri vs. derken tabii ki oranın kendi ödeneği dışında da ek bir gelirinin olması gerekir. Bu ülkede bu işlerin usulünce yürütülmesi için kurulmuş bir bakanlığı ve o bakanlığa ayrılmışta bir ödenek var. O değirmenin (Ödeneğin) suyu da zaten oraya gelen Türk milletidir. O milletin yediğinden, içtiğinden gelen vergilerdir. Peki bu böyleyse, neden hala bu milletin insanı kapısına geldiğinde, parayı veren düdüğü çalar mantığıyla yaklaşıyorlar insana?
Bu meseleye bu kadar takmamın nedeni maddiyat değildir; ki beni bilenler bilir. Buradaki asıl mesele : ben kendi kültürümden bir mirası göremezken, o mirası görmenin hiç bir anlam ifade etmeyeceği bir milletten insanın görmesidir. Daha da acısı; zaten kültür erozyonuna uğramış, acilen kültürel olarak bilinçlendirilmesi gereken bir nesle sahip ülkede, bu şekilde önüne maddi engeller konularak bu neslin kültürel olarak bilinçlendirilmesine köstek olunmasıdır.
Popularity: 2% [?]
İlk gişede çalışan benim akrabam olur
Kendi kültürümüzün bu zamana kadar mirasınıda “kendimiz” göremiyorsak varılabilecek yozlaşmanın son noktasına varmışız demektir.
Malesef öyle Talatcım.
Enescim, ilk gişede bir abi vardı, hatta bu konu üzerine biraz konuştuk. “Eskide böyle değildi abi” dedik, o da “Burda değişen çok şey oldu” dedi.
Ülkemizde bunun gibi bir çok uygulama var.. Diğer turistik yerlerde bir yerde okumuştum.Şuan aklımda değil.