Ramazanla ilgili yazı yazmayı unutmuşum bennn!!! Neden kimse uyarmadı beni bakem.
Yaşımda artık kemale erdiğine göre, “hey gidi, bizim zamanımızdaki Ramazlanlar” diye cümle kurma hakkını kendimde bulabilirim.

Tabii herkesin olduğu gibi benimde çoçukluğumun Ramazanları bir ayrı olurdu. O zamanlar Gecekondu mahallesinde yaşadığımız için komşuluk ilişkilerimiz bir hayli kuvvetliydi, bundan ötürü Ramazanlarda hep kalabalık geçerdi. Ramazanın tadı kalabalık olunca bir ayrıdır, zira tadanlar bilirler.
Ramazanla ilgili hayatımda ilk hatırladığım şey; cümle büyüklerimin ben kahvaltı yaparken, sadece beni izlemeleridir. “Siz neden yemiyorsunuz ki?” diye sorduğum da “Biz oruçuz yiğenim” diyen amcamın cevabından sonra ilk defa Ramazanın varlığından haberdar olmuştum. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Bu gece mahsunum yine,
Kapalı gözlerimde sadece senin hayalin,
Ve bir şarkı mırıldanıyorum yüreğimde sessizce,
Sadece sen duyabilesin diye.
Şimdi saat sensiz bir gecenin tam yarısını gösteriyor,
Ve akrep her ilerlediğinde zehri kanıma daha da bir karışıyor,
Sana dair bir anı benliğimde küllerinden tekrar doğuyor,
Seninle geçirdiğim bir pazar günü gözlerimin önüne geliyor.
Ankara’da bir pazar günü, hem de akşam üstü,
Seninle sevda tepesinde, aşkımızın kabesindeyiz,
Etrafı beyaz papatyalarla çevrili akasya ağacın altına oturmuş,
Batan akşam güneşini izlemekteyiz, Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]
Ahanda film tavsiye edeceğim.
Yakın çevremce “Film kolik”, “Film manyağı” gibi sıfatlarla nitelendirilen, arşivinde pek çok film barındıran birisiyimdir. Bu özelliğimden dolayı; sitemi ilk açtığım zamanlarda düşüncem “Film tavsiyeleri” kategorimin zengin olacağı yönündeydi. Ama biraz üşengeçlikle, birazda “zevkler ve renkler” münasebetiyle pek film tavsiye etmedim. Yani ben hoşlandım diye başkaları da hoşlaşacak diye bir şey yok düşüncesi. Gel gelelim dün öyle bir film izledim ki, sevmemek mümkün değil. Sakın kimse bu filmi izleyipte, sonra beğenmeyerekten gelip burada ben sevmedim diye yorum düşmesin. Zira ramazandan dolayı, zaten kolay sinirlenen yapım iyice çığırından çıkmış vaziyette. Şaka şaka, hiç öyle şey olur mu benim bitanecik okurum. Gurban olurum len sana.

Kız :Eğer kaderimizde görüşmek olsaydı, sanırım tesadüfen bir yerlerde karşılaşırdık.
Adam : Kader nedir bilir misin? Sevdiğin kişi için, tesadüflerden bir köprü inşa etmektir.
Yukarıdaki diyalog beni filmde en çok etkileyen replikdir. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 3% [?]
Tatilden döneli bir kaç hafta olmasına rağmen, siteye yazı giresim hiç yok bu günlerde nedendir bilmem. Bu yüzden seneler evvel yazdığım bir öyküyü paylaşmaya karar verdim. Seneler önce nedensiz yazdığım şeylerin çoğu nedense bugünüme hitap ediyor hep, ilginçtir. Bakalım kaç kişi okuma sabrını gösterebilecek…
Fotoğraf dükkanındaki sıradan günlerden biriydi.Acele bir işi olduğu için dükkanı çırağa bırakıp dükkandan çıkmak için hızlı adımlarla kapıya yönelmişti genç adam. Nasıl olduysa o anda kapıdan girmek üzere olan genç bir kızı fark etmemişti. Genç kızda elinde tuttuğu notu incelediğinden ikisi de bir birinin farkında değildi ve çok şiddetli olmayan bir biçimde çarpıştılar. Önce genç kız “pardon” dedi ve yere düşen kitaplarını toplamaya başladı.Genç adam da ona yardım etmek için yere eğildiğinde göz göze geldiler.Genç adam gözlerine inanamıyordu çünkü kendi hayalinde çizdiği ama bir türlü tamamlayamadığı ve hep eksik bir noktası kalan kadın portresine bire bir benziyordu bu geç kızın yüzü. Portrenin eksik olan yerlerinin tamamlanmış hali o anda karşısında duruyordu. Her zaman hayatta herkes için tek bir kişinin olduğuna inanıyordu genç adam.
Geceleri uzun uzun yıldızları seyredip bıkmadan, usanmadan gökyüzündeki yıldızının yeryüzüne ineceği zamanı bekliyordu.Genç adam içinden “acaba bu deniz gözlü kız, benim yıldızım olabilir mi?” diye düşünürken genç kız onunla konuşmaya başlamıştı:
- “Pardon, özür dilerim benim hatamdı.”
- “Hayır, aslında benim hatamdı önüme bakmam gerekiyordu, asıl ben özür dilerim sizden. Mesai saati bitmeden bankaya yetişip dükkanın faturalarını yatırmak için acele ediyordum, kusura bakmayın. Siz fotoğraf çektireceksiniz galiba.”
- “Evet.”
- “Bankaya da yetişemem artık. Siz hazırlanma odasına geçin. İstediğiniz özel bir renk var mı, arka fon olarak.”
- “Hayır, yok. Teşekkür ederim.” Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]

Bedensel olarak beni pek yormayan; fakat ruhsal olarak bi hayli yorucu, yıpratıcı bir yılı geri bıraktım diye bilirim artık. Bu cümlenin peşinden gelmesi gereken kelime tabii ki “TATİL” olmalıydı ve öyle de oldu. Tatile çıkıyorum. Şimdi aklıma geldi; zaten okulların kapanmasıyla tatile girmiştim ben. Tuhaf, tatildeyken tatile çıkıyorum demek ki.
Ankara’lı olmamdan dolayı ve Melih gökçeğin Ankara’ya hala deniz getirmemesinden dolayı (!) İzmir’de arkadaşlarımla 1 hafta tatil yapacağız.
Hak verirsiniz ki Ankara’lıların denize karşı bir, nasıl desem; “Ankara’da deniz bile yok, yaşanmaz orda” diyen zibidilerden dolayı bir “Denizden nefret etme!” durumu vardır. Aynı zamanada Ankara’da denizin olmamasından ötürü de “Denize özlem” , galiba birazda “Deniz Özentiliği” durumu söz konusu. Şahsen ben Ankara’yı denizsiz sevenlerdenim. Kaldı ki İstanbul’da okuduğum için Deniz Özlemimi giderebiliyorum.
Benim için deniz demek ; içine girip yüzüle bilen bir sıvı demek değil. Çok iyi yüzme de bilmem zaten. Anadolu tabiriyle; denize girer, tumar ve çıkarım. Sahilde oturup dalgaların sesi eşliğinde güneşin batışını izlemek yetiyor bana.
Şimdi çıkmam lazım! Dönünce detaylı bir tatil yazısı yazarım artık. Hadi bakalım bana iyi tatiller.
Hayatı ıskalama lüksü olmayanlar için de Nazım Hİkmet’in güzel bir yazısı! Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]