
30. kural : Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
Sufi kusur görmez kusur örter.
31. kural : Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bunda ki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise ,ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.
32. kural : Aranızda ki perdeleri tek tek kaldır ki Allah’a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama !
33. kural : Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışında ki biçim değil içinde ki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.
34. kural : Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 4% [?]
Adam ne içli okumuş kardeşim be şiiri!
Senden Ayrılmak Degilde Ne Zoruma Gidiyor Biliyormsun …
Benden Sonra Lanet oLası eLini Kim tutacak Kim Sevecek Kim Saracak Seni…
Ne Zoruma Gidiyor Biliyormsun ..
Senden Ayrılmak Degilde O öPüp Koklayamadığım Kıyamadıgım Saclarını Kim eLLiyecek ..Benim Zoruma Ne Gidiyor BiLiyormusun..
Senden Ayrılmak DeğiLde .Sana Doya Doya Seni SEviyorum Diyemedim ya. Sana Kim Seviyorum Diyecek Benim Zoruma Bu Gidiyor.. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 5% [?]
Lost’la ilk tanışmam 2007 yılındaydı. Malum çok popüler bir dizidir kendileri. “Olum manyak dizi lan. Kesin izle!” nidaları atan arkadaşlarımın da etkisiyle “Bide ben bakem neymiş ki bu Lost” diyerek ilk sezonunu edindim. 1.bölüm, 2.bölüm, 3.bölüm derken peşpeşe 9 bölüm izledim ki; buda yaklışık 7 saat ediyor.Evet, Lost manyağı oldum!
Her ne kadar son iki sezondur dizi baya bir saçmalayarak izleyicelerinin ilgisini yitirsede, yinede popülerliğinden pek bir şey kaybettiği söylenemez. Ne olursa olsun, hakkat manyak dizi!
Günümüzde izlenme konusunda evrensel bir boyut kazanan Lost dizisinin 6. ve son sezonuna yönelik dizinin yapımcıları tarafından yapılan bir panelde diziyle ilgili yeni ipuçları açıklanmış.
İpuçları şöyle:
Popularity: 1% [?]
TRT1‘de yayınlanan “Aynadaki Düşman – Teşkilat” adındaki bir dizinin katkılarıyla çekilmiş mini belgesel niteliğinde olan bu video’da; yakın tarihimizde gündemden uzak tutulmaya çalışılan noktalar gözler önüne serilmiş. Herkesin izlemesini tavsiye ederim!
Popularity: 1% [?]
Enes39 cancazımın “Converse” ile ilgili şu yazısını okuyunca, bu markayla ilgili ilginç bir anım aklıma geldi.

Yıllardan 2002′di. Üniversite hayatımın ilk ayağı olan Meslek Yüksek Okulunda 1. sınıftım. Burs olarak öğrenim kredisi alıyordum. İlk bursumu aldıktan sonra, kolay para ya yemeside kolay oluyor
, şöyle fiyakalı bir spor ayakkabı almak için ayakkabıcılar çarşısına gittim. Kırmızılı beyazlı, afilli güzel bir spor ayakkabı dikkatimi çekti ; ama asıl dikkatimi çeken ayakkabı üzerindeki amblemdi. Ayı ve yıldızı andırıyordu. Kırmızı zeminin üstüne beyaz ay ve yıldız. Alacağım ayakkabıyı karar verdim de, kaç para ki dedim. O zamanın parasıyla 80 TL’idi. Ben hayatımda o zaman kadar hiç ayakkabıya o kadar para vermemişim, ama ayakkabıda çok hoşuma gitmiş, satmışım anasını dedim, bursdan gelen para nasılsa.
Birde markasıda hiç bilmediğim duymadığım bir marka. Markalarla aram hiç iyi olmamıştır zati oldum olası
Velhasıl-ı, pazarlıkla 60 TL’ye aldım ayakkabıyı. Ben ayakkabıyı alırken orda bir kaç bayan müşteri daha vardı ve benim aldığım marka ayakkabıya bakıyorlardı. Çıkışta onlara sordum: ” Bu kanvars iyi marka mıdır apla?” diye. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 2% [?]
Karıkoca birlikte tatile çıkarlar. Gittikleri yerde kamp kurarlar.
Tatillerinin ikinci gününün akşamı güzel bir yemek yiyip uykuya dalarlar. Birkaç saat sonra kadın uyanır ve kocasını da uyandırır. Adam uyku sersemidir; güzel bir rüyadan uyandırıldığı için de biraz kızgındır:
‘Ne oldu?Ne istiyorsun?’ diye sorar.
Yukarıya bak ve bana ne gördüğünü söyle.’ Adam gökyüzüne bakar ve cevap verir:
-’Bunun için mi uyandırdın beni?.Baktım işte. Bir sürü yıldız görüyorum,ışıl ışıl parlayan milyonlarca yıldız.
Karısı tekrar sorar. Peki, bu sana neyi gösteriyor?
Artık iyice uykusu kaçan adam biraz düşünür ve cevap verir:
‘Teolojik olarak Allah’ın kudretini ve kendi acizliğimizi görüyorum.
Felsefi olarak, evrenin sonsuzluğunu ve onun karşısındaki önemsizliğimizi görüyorum.
Astronomik olarak galaksilerin,yıldızların, gezegenlerin varlığını görüyorum.
Yıldızların konumuna bakarak saatin 3 olduğunu görüyorum.
Meteorolojik olarak da bugün havanın çok güzel olacağını görüyorum.
Niye sordun bunu bana?
Sana neyi gösteriyor?
‘Necati, çadırımızı çalmışlar!!!
Popularity: 1% [?]
İnsanın bu günü gerçekten dününde mi belli olurmuş? Kaç sene evvel sanki yaşıyormuş gibi dinlediğim bir şarkı ve yine sanki yaşamışım gibi yazdığım bir şiir. Şu anda ne anlam mı ifade ediyorlar bana, kim bilir…
Deli Mavi
Öyle deli mavi bakma bana
Yüreğimi sarsan fırtınalar koparma,
Kalbinin ücra köşelerine savurma,
Kör zindanlarda senden yoksun bırakma.
Gözlerindeki denizde boğma beni
Girdabına katıpta ,çekme derinliklerine,
Hırçın dalgalarınla dövme bedenimi,
Ne olursun öyle deli mavi bakma bana.
İstersen çekte vur hançeri kalbime,
İster deli eyle beni,
İstersen de divane,
Ama yeter ki öyle deli mavi bakma bana.
Ben sen de sürgünsem,
Sen ben de hüküm sürmektesin,
Gönlümün tahtında oturuyor olsan bile,
Öyle deli mavi bakma bana.
07.03.2006 12.42 Ferhat ŞİŞGİNOĞLU
Popularity: 1% [?]
Çok güzel bir hikaye demek yanlış olur, çok acıklı bir hikaye!
Genç kız gönlünü bir deniz astsubayına kaptırmış.Sevgililerin en büyük sorunları deniz astsubayının mezun olup genç kıza evlenme teklif etmesiymiş.Okul biter deniz astsubayı Laraburnunda oturan kıza gider.Biraz buruktur.Kız biraz huylanır acaba benden ayrılacakmı diye içinden geçirir.Çocuğun suratı donuktur.
-Ne oldu sevgilim bir şeymi var?
-Sevgilim,mezun oldum ama denizaltına verdiler.Biz denizciler ayda birkaç kez ayrılabiliyoruz bide şimdi denizin altındayız.Benden ayrılmak istersen anlayışla karşılarım.
-Ben seni bırakmam
-Böyle diyeceğini biliyordum der astsubay ve sevgilisine bir kitap ve el feneri verir.
Genç kız:
-Bu kitap ne bu fener niye?
-Bak sevgilim bu kitap mors alfabesi kitabı buda fener.Eğer okumayı öğrenirsen seninle haberleşebiliriz.Her ay 2-3 defa Çanakkale’den su üstünden geçermişiz.
Bunun üzerine genç kız evde bu kitabı çalışıp mors alfabesini ezberler.Hatta günlüğünde bütün harçlığını pillere yatırdığını yazar.Babadan gizli annenin haberi var.
Genç ilk seferinde sevgilisini arar.
-Sevgilim cuma günü saat 23:00′da su üstünden geçeceğiz.Orda ol mesajını bekliyorum der ve kapatır.Sıra çoktur çünkü. Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 7% [?]
Çeker gibi bakma hançeri kından, 
Senin de canını yakan bulunur.
Senin de bir zalim gelir hakkından,
Sana da bir kurşun sıkan bulunur.
Aşkımın ahıyle tutulur yakan,
Alıcıkuş kadar sürmez fiyakan.
Senin de gözünü yaşlı bırakan,
Senin de boynunu büken bulunur.
Merhamet olmazsa kalp kiracında,
Tahtın da kurtaramaz seni tacın da.
Bir kara sevdanın darağacında,
Senin de ipini çeken bulunur.
Cemal Safi
Popularity: 1% [?]
Bu bir kış yazısıdır ve adresi sen değilsindir!!!
Gökyüzünden gelen her şey bende hayranlık uyandırır. Yağmur, kar, dolu, şimşek, gök gürültüsü… Bu kışı Kar özlemiyle geçirdim diyebilirim. Benim bulunduğun yerin 2 kilometre çevresine kar düşmedi desem yalan olmaz. Gudubetlik bende midir, yoksa Kar’ı kendime mi küstürdüm bilmiyorum. Hatta öyle ki; bizim evden birkaç kilometre ötedeki bir arkadaşım beni arıyor: “ Sonunda muradına erdin. Camdan bak, ne güzel kar yağıyor.” Camdan bakıyorum günlük gülistanlık ortalık. Evet itiraf ediyorum, gudubetlik bende.
Okuldan dolayı İstanbul’da yaşadığım içim, ne zaman Ankara’ya kar yağsa sağ olsun cancağızlarım haber verirler bana “Ankara’ya kar yağıyor.” diye. Birde yağmur var. İstanbul’da yağmur gördük çok şükür; ama doyamadım bir türlü yağmura. Şu son bir ay ben İstanbul’da yağmur özlemiyle kavrulurken, yine özlediğim Ankara’mda gösteriyormuş kendini.
Özlemim Ankara’dır benim, çünkü ne kadar özlediğim şey varsa Ankara’mdadır.
Ankara’mdayım. Ben gelmeden önceki güne kadar yağan yağmurda kesildi ben gelince, iyi mi! Ta ki düne kadar. Gündüz kısa süreliğine de olsa önce dolu yağdı. Sonrada sağanak yağmur. Doyamadım gurban olduğuma. Buna da şükür dedim. Meğerse asıl özlemim geceye saklanmış. Işığı kapatmış odamda film izlerken, birden ortalık aydınlanıverdi. Bir, iki,üç, dört,…., ve on üç dediğimde ortalığı inleten o kudretli sesi duydum. Yaklaşık bir on beş dakika şimşek ve gök gürültüsü eşliğinde Ankara’mı izledim, dinledim. Daha sonra yağmurun o billur gibi sesi de katıldı senfoniye. Ablam ve iki hala kızım gürültüden korktukları için büzüşmüşler bir kenara, onlara kabus olan bu doğa harikası müzikalin bitmesini bekliyorlar. Bense içimde çocuk heyecanı gülüyorum bunlara.
Meraklısı için yazının devamı.. »
Popularity: 1% [?]