ferop

16 Ocak 2010

HAİTİ’ye Yardım Eli Uzatır mısın?

Günlerden bir gün, ülkelerin birinde bir çocuk, sokakta yürürken; zayıf, üstü başı perişan haldeki  bir çocuğu görünce:

“Tanrım, neden bu çocuğa yardım etmek için bir şey yapmıyorsun?” demiş.

Çocuğun bu serzeneşine Tanrı’nın cevabı ise:

“Yaptım. Seni yarattım!”

Haiti’de meydana gelen deprem sonucu, her türlü yardıma muhtaç durumda olan Haiti’li kardeşlerimiz için “Tüm operatörlerden 2868′e boş bir kısa mesaj yollayarak, TÜRK KIZILAY‘ı aracılığıyla 5 TL yardımda bulunabilirsiniz!”

Duyarlı olmanız dileğiyle…

kizilay HAİTİye Yardım Eli Uzatır mısın?

Saygımız Vardır

Bir karınca yuvasını kaybetse;
O gece yatamam, kaygımız vardır.
Bir yaprak dalından sararıp düşse;
Ezilir yüreğim, duygumuz vardır.

Ha kutuplarda bir eskimo genci,
Ha Afrikada garip bir zenci,
Farketmez ne dili ne rengi,
Madem ki insandır, saygımız vardır.

İnsanı insandan ayırmam ki,
Bu bizden diyerek kayıramam ki,
Sanmayın sesimi duyuramam ki,
İnsanız, insana saygımız vardır!

şiir: Selahattin Sarıkaya

Popularity: 1% [?]


27 Kasım 2009

Bayramlar Bayram Ola

Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine

Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..

Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu

Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..

Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok

Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını
Adam “evet” dedi, sıktı dişini..

Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara

Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı
Adam “öyle” dedi, bağrında sızı..

Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Aylar, yıllar, günler erirken yasta

Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı
Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı..

Bayramınız mubarek ola…

Popularity: 1% [?]


15 Kasım 2009

En Fazla İçimde Ölürsün!

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi

Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz
Meraklısı için yazının devamı.. »

Popularity: 1% [?]


08 Kasım 2009

Nerdeyim, ne haldeyim?

Uzunca bir aradan sonra “Hayatıma dair” bir yazı yazarak neler yapmaktayım, blogumu bilgilendireyim. ;)

Bu sene İstanbul’daki yaşantımın 4. senesine girmiş bulunuyorum ve yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte üniversitede 3. sınıf mertebesine yükselme şerefine nail oldum. Öyle ki Vize haftası geldi ve ilerleyen günlerde hummalı bir ders çalışma temposu içine gireceğim. Hayıflanmayacağım, zira çoğu öğrencinin aksine sınav haftalarını severim; çünkü öğrenci olduğumu hissettiğim yegane zamanlardır sınav haftaları benim için. Gerçi bu sene, öğrencilik hayatım boyunca istikrarlı bir şekilde derslere devam etmeme, not tutmama, sınav zamanları dışanda ders çalımaşmama gibi yeteneklerimi(!) körelterek kendi çapımda bir devrim yaptım ve düzenli olarak derslere  girdim, not tuttum…

Derslerim konusunda belli bir istikrarı yakalamak için çabalamamın nedeni okuldaki derslerde daha da başarılı olmak istemem değil aslında. Belli bir devam ve çalışma düzeni istememin nedeni; resmi olarak KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı) için hazırlanmaya başlamam. Sınava daha iki sene var ama ben eşşeğimi sağlam kazığa bağlamak adına şimdiden çalışmaya başladım ve bir dershaneye yazıldım. Öğrtmen olacam ben! :D

Hayatımdaki bir diğer atraksiyonda Üniversitenin Halk Oyunları ekibinde bu sene de yer almaya niyetlenmem. Hoplayarak zıplayarak stres atıp, deşarj olacağım inşallah orda da. :D

Bir de iç bakıma verim kendimi. İçimi içimden arındırıyorum…

Popularity: 1% [?]


07 Kasım 2009

YEMEKTEYİZ ÖĞRENCİ EVİ – Bölüm 1 / “PART 3″

Geçtiğimiz günlerin popüler yarışma programlarından birisi olan “Yemekteyiz”in bir kısım Üniversite öğrencisi tarafından çekilen, tavatır ve oldukça komik çalışmaları “Yemekteyiz – Öğrenci Evi“nin 2.bölümü…

Facebook üzerinden izlemek için buradan

Popularity: 2% [?]


01 Kasım 2009

ACILAR DENİZİ

Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını…
Ümit Yaşar Oğuzcan

Popularity: 1% [?]


30 Ekim 2009

Bülbülüm Altın Kafeste : Keman – Bağlama Solo

Cihat AŞKIN – Erkan OGUR’un muhteşem soloları…

Popularity: 2% [?]


28 Ekim 2009

Nefes : Vatan Sağolsun!

“Nefes, enfes bir film!” sloganıyla başlamak istiyorum yazıma…

“Açılım, Eve dönüş, Şehitlerimiz…” gibi konuların gündemde olduğu, milletçe milliyetçi duygularımızın ayyuka çıktığı şu günlerde; duygularımızı körükleyici, terör konusunda bizleri daha da bilinçlendirici enfes bir film “Nefes: Vatan Sağolsun”4450 dnnefes Nefes : Vatan Sağolsun!

Gazetelerin 3. sayfalarında okuduğumuz veya  haberlerde sadece 45 saniye yer verilen Şehit haberliriyle şait olmuşuzdur çoğumuz; yerle yeksan olmuş, yıkılmış şehit annelerinin, babalarının, eşlerinin, çocuklarının feryatlarına; biz yataklarımızda rahat uyuyalım diye; uyumayan, kendi hayatlarında bile feragat edebilme cesaretine sahip 20.000 şehitimizin ardında bıraktıkları yürek yangınlarına. 3. tekil şahıs olarak biz onların yüreklerindeki acıyı hissedebilen olmuşuzdur; ama hiç bir zaman gerçekte o acıyı çeken olmamışızdır.

2054 nefes410 Nefes : Vatan Sağolsun!

İşte bu filmi izlerken bu acının içene öyle bir giriyorsunuz ki; birden filmde oğlunuzu, babanızı, kardeşinizi, ağabeyinizi, arkadaşanızı, sevdiğinizi:  1993 yılında Güneydoğu’da Irak sınırına yakın bir ilçedeki komando tugayında bulunan ve 2365 metre yükseklikteki Karabal Tepesi’ndeki röle istasyonunu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı komutasındaki 40 askerden birisi olarak buluyorsunuz.

Buz gibi sulardan geçtiler, tepelere tırmanıp, yamaçlardan indiler… Güneşte kavruldular, iki gün iki gece… Ellerinde tüfekleri… Sırtlarında evleri… Yüreklerinde sevdikleriyle…

Sınır nedir, neresidir bilmezdi çoğu… Emir almadıkları, emir de vermedikleri bir hayattan, her şeyi emirle yaptıkları bir hayata geçtiklerinde sınırları da gördüler…

Mevzilerde beklediler… Korudukları telsizden analarıyla, babalarıyla, sevgilileriyle görüşebilmek için telefon sırası beklediler…

Kendilerini neyin beklediğini bilmeden günlerce, aylarca beklediler Karabal Tepe’de…

Popularity: 1% [?]


27 Ekim 2009

Katre-i Matem – İskender Pala

Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala’nın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.

kalfa851 Katre i Matem   İskender Palaİstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u, hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.

İskender Pala, Katre-i Matem’de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul’da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.

Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.

Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda –ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı canından; Sultan III. Ahmet’i de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilali’nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım.

Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma yükleyecek. Öte yandan Şark’ın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım.

Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmet’i, aşağılık isyancıların yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbul’u ve Sadabat’ın laleye kattığı zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır.


Popularity: 1% [?]


25 Ekim 2009

Ölümden Öte Sevmek

iki nokta Ölümden Öte SevmekBu yazı alıntıdır ve ,kendimle bağdaştıramasam da, sitenin güncelliğini korumak için yayınlanmıştır!

Yokluğunun dayanılmaz olduğunu bin kere söyledim sana, anlamıyorsun. Oyun mu oynuyorsun yoksa başka hesapların mı var, neden gelmiyorsun? Bu mudur aşk, sevgilim? Varlığınla sevgiliyi yokluğa mahkum etmek midir aşk? Hesapların mı var yoksa, neyin peşindesin söylesene bana?

Bunca yıldan sonra, yaşanan tüm aşkların bıraktığı tortuyu sildiğini sanıyordum. Öyleyse niye bu kadar ağır yüreğim, niye taşıyamıyorum? Her gidenin yaptığı gibi sen de sana ait bir yara mı bırakacaksın yüreğimde? Ben aşkı mutlu kılmanın yollarını arıyorum. Ama sen… Uzak kaldıkça bana yavaş yavaş yok oluyorum, bitiyorum görmüyor musun?

Bazen, “Çek git” diyorum kendime, “Senin kadar sevmiyor işte, anla…” Ama değil, seviyorsun, gözlerin anlatıyor bunu. Sesin titriyor beni gördüğünde, ellerin terliyor. Paylaştığımız her şeyi sen de benim kadar güçlü duyumsuyorsun. Peki ne tutuyor seni söylesene? Bu aşkın büyüsüne kaptırmak için kendini ne bekliyorsun?

Aşkta akışa bırakmalı insan kendini. Her şeyi kontrol etmek aşkı yaşanmaz kılar. Bilmeyeceksin yarın ne olacağını. Sevgilinin kapına hangi sürprizlerle geleceğini bilmeyeceksin. “Acaba yarın neler yaşayacağız?” diye bir gün önceden merak edeceksin. Heyecan basacak bedenini, her an her şeye hazırlık olacaksın. Böyle yaşanmalı aşk, sürüklemeli ikimizi de. Başka duygularla karıştırma aşkı. Her duygunu kontrol altında tutabilirsin ama aşkı değil. Aşk olmuyor o zaman işte, yaşadığın başka bir şeye dönüşüyor. Adına ne dersen de; ama, aşkla en ufak benzer yanı yoktur o duygunun.

Öldürme aşkı sevgilim, ben gelecekten söz etmiyorum sana, “Bugün” diyorum, yarın, öbür gün olacaklarla bağlamıyorum aşkımı. Ya dorukta yaşamalısın aşkı, ya hiç bulaşmamaksın. Şimdi bir kezz daha dinle yüreğinin sesini ve söyle bana, aşk bu kadar yakınındayken, bu kadar içindeyken neden itiyorsun onu? Kendini inandır önce, sonra çık yola. Coşkuyu da, mutluluğu da aşkta bulacaksın. Bir de bana bak, yüzüme… Ölümden öte sevmenin ne demek olduğunu anlayacaksın…

Popularity: 1% [?]


Page 1 of 1312345»10...Last »
Positions by Seo-Watcher